Muzaffer Komutan “Selahaddin Eyyubi”

4 Mart 1193’te Hakk’a yürüyen Sultan Selahaddin Eyyubi’yi vefatının 822. senesinde Rahmetle anıyoruz…


İşte yaşadığı dönemde Selahaddin Eyyübi’yi

eşşiz bir kumandan ve devlet adamı kılan liderlik sırları:

Ya ilim öğren ya cihad et

Selahaddin Eyyubî’nin şahsiyeti üzerinde

Zengîler Devleti’nin ünlü hükümdarı Nureddin Mahmud Zen­gî’nin (1146-74) büyük

etkisi olmuş­tur. Selahaddin, ölümüne kadar Mı­sır’ı Nureddin’in naibi

sıfatıyla idare etmiş, iç ve dış düşmanlara karşı ko­rumuş ve bu bölge için

gerekli idarî, askerî, kültürel ve iktisadî reformları yaparak ülkeyi içte ve

dışta itibarlı hale getirmiştir. Yemen, Hicaz, Libya ve Kuzey Sudan’ı kontrolü

altında tu­tan Selahaddin, 3. Haçlı Seferi sırasın­da verdiği mücadele ve

sağlam duru­şu ile İslam dünyasının kahramanlık sembolü haline geldi. Aynı

zamanda imarcı, kültürel ve insani değerlerin koruyucusuydu. Zamanını ilim,

cihad veya devlet işleriyle geçirirdi.

Davana inan, hedefe kilitlen

Nureddin Zengî’nin ölümünden sonra iki ana

gaye uğrunda çaba har­cadı: 1) Nureddin döneminde oluştu­rulan siyasî birliği

dağılmaktan ko­rumak ve onun zamanında girişilen imar faaliyetlerini devam

ettirmek, 2) bir türlü gerçekleştirilemeyen Ku­düs’ün ve sahil bölgelerinin

Haçlı is­tilasından kurtarılıp İslam dünyasını düştüğü içler acısı durumdan

çıkar­mak. İlk hedefine 10 yıldan fazla sü­ren bir mücadelenin ardından ulaştı.

Hıttin zaferi ve sahil bölgesinin fet­hiyle ikinci gayesine ulaşmasına az

kalmıştı ki, 3. Haçlı Seferi buna en­gel oldu. İslam dünyasının kendisini

yalnız bırakmasına rağmen Haçlılara karşı giriştiği amansız mücadele, gös­terdiği

gayret ve sebat Avrupalılara Kudüs’ü geri almanın imkânsızlığını gösterdi.

Böylece Nureddin’in ölü­müyle boşalan mevkii hakkıyla doldu­rup, ondan

devraldığı İslam sancağını daha ileri taşıyarak emsalsiz bir lider olduğunu

ispatladı. Ölümünden sonra yerini doldurabilecek bir lider çıkma­dığı için

sahilde birbirinden ayrı üç bölgeye sıkıştırılmış olan Haçlı dev­letleri

varlıklarını bir asır daha devam ettirebildiler.

Selahaddin, 3.

Haçlı Seferi sırasında verdiği mücadele ve sağlam duruşu ile İslam dünyasının

kahramanlık sembolü haline geldi. Aynı zamanda imarcı, kültürel ve insani

değerlerin koruyucusuydu. Zamanını ilim, cihad veya devlet işleriyle geçirirdi.


Biriktirdikçe değil dağıttıkça

çoğalırsın

Cömertliği dillere destandı. Öldü­ğünde

has hazinesinde topu topu 1 Mısır dinarı (altın para), 36 ya da 37 Nasırî

dirhemi (gümüş para) vardı. Bir şey vereceği zaman uzun uzadıya düşünmezdi.

Akka önlerinde Haçlılar karşısında kaldığı süre içinde develer hariç 18 bin at

ve katır masraf etmiş­ti. Harcadığı para, altın, elbise ve si­lahların tespiti

ise mümkün değildi. Mısır’daki Fatımî Devleti’ni ortadan kaldırdığı zaman

(1171) sayılamaya­cak kadar çok ve çeşitli zahire ele ge­çirmiş ancak hepsini

halka dağıtmış­tı. O dönemde çok zengin olan Âmid (Diyarbakır) şehrini ele

geçirince ga­nimeti arkadaşlarının itirazlarına rağ­men Artuklulardan Nureddin

b. Kara Arslan’a vermişti. Savaşta kendi atını askere verir, başkalarından at

isterdi. Herkes onun atına biner, ondan iyilik ve ihsan beklerdi. Bir kaynak 3.

Haçlı Seferi sırasında askerlerine 12 bin at dağıttığını söyler.

Tevazu ve saygıya misliyle

döner

Veziri ve sır kâtibi Kadı Fadıl, karde­şi

el-Melikü’l-Adil, yeğenleri Takiyyüd­din ile Ferruhşah gibi akrabalarının,

birçok değerli bürokrat, ilim adamı ve kumandanın Selahaddin’in başa­rısındaki

payı büyüktür. Tevazu gösterip onlara danışmaktan ve başarılı uygulamalarını

örnek almaktan çekinmemesi askerlik dehası ile ilmi buluşturup çağdaşlarının

kolay kolay göze alama­yacağı başarılara imza atmasını sağlamıştır.

Hiç kimseye karşı bü­yüklük taslamaz, asla

ki­birlenmezdi. Kibirlenen hükümdarları ayıplardı. Fakirler ve dervişler

yanında toplanır, semâ merasimleri düzenler­lerdi. Biri semâ için kalksa o da

ayağa kalkar ve semaını bitirinceye kadar oturmazdı.

Bilgiden Fayda var münakaşadan

değil

İyi bir eğitim

görmüş olup Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Farsça biliyordu. Kur’an-ı Kerim ve Ebu

Temmam’ın el-Hamase adlı eseri ezberindeydi. Tarih bilgisine sahipti ve tarihî

tecrü­belerden sık sık faydalanırdı. Onun meclisinde bulunanlar hiç kimseden

duymadıkları bilgileri ondan öğrenir­lerdi. Silefî, Kutbeddin en-Nişaburî, İbn

Avf ve İbn Şeddad gibi zamanın­daki büyük din âlimlerinden hadis ve fıkıh

dersleri almıştı. Bununla birlikte fakihlerin münakaşalarından ve felse­fecilerden

hoşlanmazdı. Müneccimle­rin verdiği haberlere ise asla itibar et­mezdi. Amelde

Şâfî, itikadda Eşari’ydi.
 


Hayatı boyunca

verdiği sözden döndüğü ve ahdine vefa göstermediği görülmemiştir. Bu yüzdendir

ki Haçlı Seferlerindeki en büyük rakibi Arslan Yürekli Richard ve onun nezdinde

Avrupa’nın büyük saygısını kazanmıştır.


Adalet düşmanın da hakkı

Yeğeni Takiyyüddin’i kendisin­den

şikâyetçi olan bir kişiyle birlikte hâkim huzuruna çıkmaya zorladığı bilinir.

Akka karşısında karargâh kur­duğu sıradaydı; ordu kadısı ile birlik­te at

sırtında dolaşırken bir Yahudi onlara şöyle bağırdı: “Müslümanların şeriatından

(hukukundan) yardım di­liyorum.” Gulâmlar (askerler) hemen adama sordular:

“Kimden şikâyetçi­sin, sana haksızlık yapan kimdir, bize söyle.” Yahudi cevap

verdi: “Sultan’ın kendisi. Gulâmları bana tecavüz etti.” Bu sözleri işiten

Sultan’ın canı çok sıkıldı ve derhal atından indi. Onu gören kadı da hemen

atından indi. Sultan Selahaddin, kadının karşında Yahudi ile yan yana durdu.

Yahudi kadıya anlatmaya başladı: “Ben Şam tacirlerindenim. Deniz yolu ile İsken­deriye’den

geliyorum. Yanımda 20 yük şeker vardı. Akka limanına çıkın­ca adamlarınız beni

soydular ve bana, sen kâfirsin, malların Sultan’ın hakkı, dediler.” Bunun

üzerine Selahaddin şekere el koyanları getirtti. Bunlar şekeri hazineye teslim

ettiklerini söy­lediklerinden şekerin bedeli Yahudi tacire ödendi.

Bir gün adamlarından biri bir de­veci

hakkında şikâyette bulunmuştu. Bunun üzerine Sultan, “Müslümanla­rın

aralarındaki anlaşmazlıkları çözen kadıları vardır. Mahkemeye şikâyet kapısı

herkese açıktır. Ben inzibatı te­min ile mükellefim. Mahkeme senin hakkında gerekli

gördüğü kararı ve­rir” demişti.

Basit hataları büyütmek seni

küçültür

Sultan Selahaddin küçük hataları

görmezlikten gelir, kızmazdı. Bir gün ileri gelen adamları ile birlikte oturur­ken

çocuk yaşta olan gulâmlar oyun oynuyorlardı. Bunlardan biri ayağın­daki

sandaleti çıkarıp arkadaşına fır­lattı, ancak ayakkabı Sultanın dizinin dibine

düşmesin mi! O ise bir gönül sultanına yakışır biçimde hemen yü­zünü başka

tarafa çevirdi ve yanında­kiyle konuşmağa devam ederek hadi­seyi görmemiş gibi

davrandı.

Bir defasında sıcak bir günde adam­larından

su istedi fakat su getirilmedi. İkinci ricasında yine kimseden ses çık­madı.

Üç, dört, beş. Su getiren yoktu. Bunun üzerine dayanamayarak “Dost­lar, vallahi

susuzluktan öleceğim” de­yince suyu içmek kısmet oldu.

Gönülleri fethet!

Güler yüzlü olup

yüzünü asmazdı. İnsanlar hakkında iyi sözler söylen­mesini ister, kendisi de

seviyesi düşük ve kaba sözler sarf etmezdi. Sultan’ı Kudüs’te ziyaret eden

meşhur âlim Abdüllatif el-Bağdâdî onun hakkında şu sözleri sarf etmiştir:

“Huzuruna vardığımda gözleri heybet, kalpleri muhabbetle dolduran bir hükümdar

gördüm. Arkadaşları ona benzemeye çalışıyorlar, birbirleriyle iyilikte yarı­şıyorlardı.

Huzuruna çıktığım ilk gece meclisini âlimlerle dolu buldum. Bu âlimler çeşitli

ilim dallarında konu­şuyorlardı. İnsanlar, onda peygamber­lerde gördükleri

meziyetlere benzer özellikler gördüler. İyi, kötü, Müslü­man ya da kâfir olsun

herkes tarafın­dan seviliyordu.”

Cömertliği

dillere destandı. Öldü­ğünde has hazinesinde topu topu 1 Mısır dinarı (altın

para), 36 ya da 37 Nasırî dirhemi (gümüş para) vardı. Bir şey vereceği zaman

uzun uzadıya düşünmezdi.


Hataları affet ihaneti asla!

Sözüne sadık,

insani duyguları kuvvetli biriydi. Hata yapanları, ken­disine kaba davrananları

ve suçluları affetmekten yanaydı. Hep şöyle derdi: “Haklı olarak

cezalandırmaktansa af hususunda hata yapmayı tercih ede­rim.” Ama bunun da

istisnaları vardı. Mesela Fatımîlere önce yumuşak dav­ranmış, ancak düşmanlarla

birleşe­rek aleyhinde komplo hazırlamaları üzerine tutumunu değiştirmişti.

Haçlı lideri Renauld de Chatillon’u yeminle­rini sık sık bozduğu için

öldürmüştü. Bu kararı verdiği sırada hükümdarla­rın öldürülmesinin âdet

olmadığını, ancak onu yeminlerini tutmadığı için öldürdüğünü söylemiştir. Kudüs

ve sa­hil bölgesinin fethi sırasında Haçlılara gösterdiği merhametli

davranışları Av­rupalı tarihçilerce büyük bir takdirle karşılanmıştır. Templier

(Tapınak) ve Hospitalier şövalyelerine karşı da sert davrandığını biliyoruz. 3.

Haçlı Sefe­ri’ne komuta eden İngiliz Kralı Arslan Yürekli Richard’ın Akka’da

aman dile­yen Müslümanları kılıçtan geçirme­sinden sonra o da misilleme olarak

ele geçirdiği Haçlıları öldürtmüştür.

Güven ver emniyet bul

Hayatı boyunca verdiği sözden döndüğü ve

ahdine vefa göstermediği görülmemiştir. Bu yüzdendir ki Haçlı Seferlerindeki en

büyük rakibi Arslan Yürekli Richard ve onun nezdinde Av­rupa’nın büyük

saygısını kazanmıştır. Askerleri ona karşı itaatkârdı; çün­kü adamlarına,

askerlerine ve me­murlarına arkadaş gibi davranırdı. Herkes onun yanında

kendisini rahat hisseder, bir sultan ile oturduğunun farkında olmazdı. Bu

yüzden fikirleri­ni çekinmeden ona açabilirlerdi.

 -YENİ ŞAFAK

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar