“Barış Daha Hayırlıdır…” (Nisa 128)

Türkiye’de bir barış rüzgârının estiği muhakkak…

Bu baharla gelen bir barış mıdır yoksa barışın baharı mıdır, bilemiyorum… Ancak toplumda ciddi bir anlamda barışa susamışlığı hissetmek zor değil… Bu ülke insanı barışı çok bekledi ama barışı bu halka çok görenler oldu. Daha fazla beklemeye kimsenin tahammülü yok desek, yeridir. İnşallah bu sefer de yeni bir fecr-i kazib yaşamayız…

Bu temenniyle birlikte barış yolundaki dikenleri, dinamitleri, desiseleri ve dönen dolapları görmezlikten gelemeyiz. Barışı baltalamaya yönelik bağnazlıklar, asabiyetler, açmazlar aşılmadan kalıcı bir barış beklenemez…

Barış basiret ister… Cesaret ister… Bedel ister… Barışın “baldıran zehir” içeren boyutları var… Bazı dokunulmazlara dokunmak tarafı var… Kimi hesaplara “çomak sokmak” anlamı var…

Yani barış sadece barış değildir…

Barış yeni başlangıçlar demektir… Kandan nemalanan, palazlanan odaklarla hesaplaşmak demektir… Nice derinlerinde şifresi demektir…

Salt silahların susması ve akan kanın durmasına yönelik bir barış nakıstır… Adalet, hakkaniyet, insaniyet, özgürlük ve onur içermeyen bir barış güdüktür, gerçek değil görece bir barıştır…

Sonuç itibariyle mazlumiyetleri, mağduriyetleri, mahrumiyetleri ve mahkûmiyetleri izale edecek hakkı ikame edecek bir barış olmazsa olmazımızdır… İnsan haklarının ve onurunun tazminine, teminine imkân verecek bir barışı kaçınılmazdır…

Batıl, hile, şike, tuzak içeren barışlara artık kimsenin tahammülü yok… Kimsenin barışı sadece kendine yontma hakkı da yok…

Kalıcı bir barışın kalkış noktası; devletin milletle barışık olmasıdır… Toplumu potansiyel tehlike ve suçlu gören bir devlet algısı ile hiçbir barış mümkün değildir… Sistemin musfağni, mağrur müstekbir bir devlet çizgisinden makul bir devlet anlayışına evrilmesi gerekir… Statükonun kendini sorgulaması zorunluluk arzediyor… Devlet normalleşmeden, yani kutsallaştırılmış, fetişleştirilmiş devlet zihniyetinden hadim devlete evrilmeden beklentiler heran boşa çıkabilir… Kafasında tabular, totemler, putlar, dogmalar, oligarklar, dayatmalar, darbeler olan bir devletle nereye kadar gidilebilir?

Kutsal devlet, devletin bekası ütopyasından “kerim devlet” ufkuna uzanmak gerekiyor…

Bunun için de özellikle Ankara’nın Anadolu ile barışması şarttır… Asık suratlı, çatık kaşlı Ankara’nın “kurtarıcı kişi kültü”nden kurtulması icap ediyor. “Ne mutlu türküm diyene” ile kimsenin mutlu olmadığını fark etmesi, “Andımız” ilkelliği ile kimsenin kendi kendini kandırmaması gerektiğini görmesinin zamanı geldi, sanıyorum…

Türk kavramı üzerinden üretilen ulusallaşma projelerinin miadının dolduğunu; devlet, millet, ülke algısını Türk kavramı ile bütünlemenin açmazlarını ve acı sonuçlarını artık farketmede daha fazla gecikmemek lazım.

Kişisel kanaatim o ki; akil adamlar açılımı yerinde ve önemli bir girişimdi… Arkasından atılan adımlar barış için ümit var olmamızı sağladı. Ancak atılması gereken somut adımların olduğu da muhakkak…

Halkımızın barışa olan duyarlılığında fazla bir kuşkum yok. Aynı zamanda devletin bürokrasisinin, kadrolarının, güvenlik güçlerinin, ordusunun da barışa aynı şekilde hazır olması gerekir… Bu bakımdan rehabilite edilmesi gereken devletin bileşenleridir… Bu rehabilitasyonun barış sürecinin diğer bileşenleri ile ilgili de gerçekleştirilmesi gerekir.

Belki de devletin kurumlarını ve kadrolarını; barış sürecinin bileşenlerini bu sürece hazırlayacak yeni bir akil adamlar heyetine ihtiyaç var… Polis devleti refleksi ile güvenlik sorunu sendromu ile ya da silahlı mücadele ile sorunlar çözülebilseydi bu ülke bu kadar kayıplar yaşamazdı…

Türkiye’ye dar gelen bu gömlekten ve topluma zorla giydirilen deli gömleğinden vazgeçilmelidir…

Güzel rüyalarımızın kâbusa dönüşmemesi için kararlı olmalıyız. Gereksiz korkularımızı atmalıyız… Fıtratla örtüşmeyen arayışların sonuçta fitne olduğunu unutmamalıyız…

Bu toplumun genetiğinde, geleneğinde ve geleceğinde İslam olduğunu unutmamalıyız… İslam’ı ve Müslümanları yok sayan hiçbir denklemin gerçekçi ve geçerli olmayacağını herkesin bilmesi gerekiyor… Bu, barış sürecinde yer alan ve alacak olan tüm kesimlere önemli bir hatırlatmadır.

Barış sürecinin güçlenmesinde, öncelikle devletin bu algısı sonra da anayasası değişmelidir… Tarafların da buna destek vermesi gerekiyor.

Anayasanın dibacesinde de devleti önceleyen değişmezler yerine İslam’ı ve insanı önemseyen gerçekler vurgulanmalıdır…

Barışın diğer adının İslam olduğunu unutmadan ve atlamadan…

Bu minvalde 7-8 Mart’ta Diyarbakır’da gerçekleştirilecek olan “Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı”nın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu çalıştay inşallah barış sürecine önemli bir katkı yapacaktır. Çalışmaların bu Çalıştay’dan sonra da devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Emeği geçen herkesi şimdiden tebrik ediyorum.

Allah utandırmasın…

Ramazan Kayan

 

Ramazan Kayan

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar