Metin Önal Mengüşoğlu Gaziantep’te Konuştu

Araştırmacı Yazar Metin Önal Mengüşoğlu, Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesinin düzenlediği “21.Yüzyılda Özgürlüğe Giden Yol” isimli konferansta konuştu…

7 Nisan Salı günü yapılan konferansa; Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cahit Bağcı, Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şube Başkanı Mustafa Kar, öğretim üyeleri ve öğrenciler ve davetliler katıldı.
 
Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan program Anadolu Öğrenci Birliğinin tanıtım filminin izlenmesi ile devam etti. Programın açılış konuşmasını Anadolu Öğrenci Topluluğu danışman hocası Yard. Doç. Dr. Ahmet Bozdağ tarafından yapıldı.
 Bozdağ konuşmasında özgürlüğün konuşulduğu yer yerde Aliya İzzetbegoviç’in teba ve itizalciler ile ilgili tarifinin akla geldiğini belirterek; “Aliya İzzetbegoviç’e göre teba, güçlü iktidara hayran, ordularda görülen hiyerarşik yapıyı seven, tabi olmayı, teşkilatı ve amirlerinden emir almayı seven kişilerdir. Teba iktidarı sever, iktidar da onları.
 
Otorite yoksa bile teba kendisine otorite yaratır. İtizalciler ise mutsuz, kaygılı ve daima gayri memnun bir insan gurubudurlar. İtizalciler daima bir şeyler isterler. Ekmek yerine hürriyetten, intizam yerine insanın şahsiyetinden bahsederler. İtizalciler geçimlerini hükümdarlara borçlu olmadıklarını kabul etmeyip bilakis hükümdarı da kendilerinin beslediklerini söylerler. İtizalciler umumiyetle iktidarı sevmezler, iktidarlar da itizalcileri sevmezler. Teba, insanlara, otoriteye ve putlara, itizalciler ise tek bir Allah’a taparlar” dedi.
 
Hep Tarihimiz Övülerek Bu Güne Gelmemiz Engelleniyor
 
Açılış konuşmasının ardından araştırmacı yazar Metin Önal Mengüşoğlu konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldi. Mengüşoğlu konuşmasında İslam dünyasının düşünmemekten çok çektiğini vurgulayarak; “Konuşmama bir hatıramı aktararak başlamak istiyorum. İstanbul’da fakülte yıllarında edebiyat fakültesinde ders veren İtalyan bir müsteşrik hanımefendi vardı. Bir randevu aldım hocam sizinle görüşmek istiyorum dedim. O tarihlerde ben fakülte talebesiyim. Dedi ki ben sizin toplumunuza hayranım, sizin tarihine hayranım. Mevlana’nızı Yunus’larınıza hayranım. Hocam dedim siz hep tarihten bahsediyorsunuz. Malik bin Nebi der ki batılılar hep bizim tarihimizi överek bu güne gelmemizi engellemeye çalışıyorlar. Bu günü düşünmeyelim diye hep tarihimizden bahsederler.
 
Tarihimizin de belli bir diliminden, Mevlana ve Yunus gibi yumuşak tarafımızdan bahsederler. Bu itirazı yaptığım zaman, anladım delikanlı senin dediğini anladım dedi. Bu toplumun tarihine, diline, dinine yapılan darbelerin üzerinden daha elli yıl geçti. Tarihin dilimleri asırlarla anılır. Dur bakalım bir yüzyıl yaşayacak mı, yaşamayacak mı? 21. yüzyıl deyince bu hatıradan başlamak istedim. Peki, nasıl başlayacağız ve nasıl özgürleşeceğiz? Kişinin özü nasıl gürleşecek. Nerede ve ne zaman hangi saik ve sebeple düştüysek, orada o zaman aynı saikle, aynı sebeple ayağa kalkarak özgürleşebiliriz. Tıpkı Aliya İzzetbegoviç’e dediği gibi; Müslümanlar şimdi ve burada aktif olmadıkları müddetçe tarihin, toplumun, geçmişin kendilerine bir faydası olmaz.  Muhammet İkbal’in babası ona şöyle demişti; Kur’an-ı Kerim sana bugün inzal oluyormuşçasına oku.
 
Bize bugün inzal oluyormuşçasına ilahi hitaba muhatap olmadıkça, Ali Şeriati’nin tespit ettiği ego, tarih, toplum ve tabiat olursa eğer asla düştüğümüz yerden kalkamadığımız gibi daha derine düşeriz. Nedir tabiatın insanın gözüne çektiği perde, insanı kör edişi nasıldır tabiatın? İlahi kelamın diline bir bakın. İlahi kelam; Allah bir şeye ol dedi mi o oluverir der. Ama aynı ilahi hitap insan unsuru söz konusu olduğu zaman, insan suresinin girişinde der ki; insan, insan olarak anılıncaya kadar nice safhalardan geçti. Yani insanın var oluşunu, insanın oluşumunu öteki nesnelerden ayırır. Allah onu farklı bir kıvamda yaratır ve kendisine muhatap kılar. Dolayısıyla insan tabiata dâhil değildir.
 
Takva Sıradan Biri Olmaktan Korkarak Sıra Dışı Olmaya Çalışmaktır
 
Tabiat tebaa kökünden gelir. Mühürlemek kapatmak, nakşetmek, örtmek, bir alın yazısı yazmak anlamına gelir. İpek böceğinin bir alın yazısı vardır, bal arısının bir alın yazısı vardır, badem ağacının bir alın yazısı vardır. Dünyada ateş her yerde yakar, su her yerde akar. Böyle nakşolunmuştur. Bu Allah’ın sanatıdır. Allah’ın nesnelerdeki, tabiattaki sanatı böyle tezahür eder bir alın yazısıyla. İpek böceği koza yapmanın dışında hiç bir şey yapamaz. Bal arası bal yapmanın dışında bir şey yapamaz. Aslan heybetiyle ortadadır, dağlar sabittir vs. ama insan bir tabiat üzere gelmemiştir. İnsan için tabiat tebaa kökünden bir kavram kullanılmaz. İnsan için fatara kökünden bir kavram kullanılır. Fıtrat denilir, insan bir fıtrat üzere yaratılmıştır. Fıtrat nedir? Kapatmak, örtmek, mühürlemek midir? Tam aksine açmak, yarmak, bölmek, açık olmak demektir. Bu yüzden insanların davranışları açık olarak yaratılmıştır. Bir alın yazısıyla gelmezler yeryüzüne, özgür gelirler, hür gelirler.
 
Davranışlarını kendileri yapar “kendileri yaratırlar” bundan asırlar boyu Müslümanlar hep korktu. Ben yaratmak kelimesini kullandım. Allah’a mahsus olan yaratmakla insana mahsus olan yaratmak çok farklıdır. Allah hiç yoktan, hiç model olmadan, yoktan var eden, essiz bir yaratıcıdır. İnsanoğlunun yaratışı haleka kökünden gelen bir kavramla nitelenir. Biz insan davranışlarının bütününe ahlak diyoruz. Çünkü haleka kökünden geliyor. İnsanın davranışlarının bütününü kendisi yaratıyor. Allah indinde insanların en makbulü niye muttakilerdir? Niye takvadır? Muttaki kimdir? Muttaki, takva sahibi, hizayı bozan adamdır. Ragıp İsfahani takvayı açarken der ki; kalabalıklar içerisinde kaybolmaktan korkmaktır. İnsanoğlunun rabbimiz tarafından biricikliğini biricik yaratıldığını daima hatırlıyor olması demektir.
 
Bu zikirdir. Kendinden gafil olmamaktır. Dolayısıyla takva sıradan biri olmaktan korkarak sıra dışı olmaya çalışmaktır. Ancak bu sıra askeri birliklerin sırası şeklinde anlaşılmasın. Allah’ın sanatında fabrikasyon üretim yok. Allah’ın sanatında muhteşem bir biriciklik vardır. Fıtrat ve takva bu biriciklikten memnun olarak bu biricikliği sürdürmek demektir. Bakara Suresinde de zikri geçtiği gibi; “siz hayırlarda yarış ediniz. Nerede olursanız olun Allah sizi buluşturur.” O halde takva hayırlarda yarış kulvarında her müminin en önde olmaya çalışması için sırayı ve hizayı bozma gayretidir. Peki, takva nasıl tarif edildi geçmişte. Nafilelerle tarif edildi.” dedi.
 
Konferans sonunda Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cahit Bağcı tarafından Metin Önal Mengüşoğlu’na hediye takdimi yapıldı.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar