Turgay Aldemir Uluslararası Öğrenciler Akademisi’nde Konuştu

 Akademi derslerinin 1. oturumunda Anadolu Platformu Genel Başkanı Turgay Aldemir, “Bilgi ve Bilinç” başlığı altında önemli açıklamalarda bulundu.

T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Medeniyetin Burçları Derneği’nin birlikte düzenlediği “Kayseri Uluslar arası Öğrenciler Akademisi” 10. hafta dersleri ile devam etti. Elektrik Şirketi Konferans Salonu’nda devam eden akademi derslerinin 1. oturumunda Anadolu Platformu Genel Başkanı Turgay Aldemir, “Bilgi ve Bilinç” başlığı altında önemli açıklamalarda bulundu. Akademinin 2. oturumunda ise Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Çetin “Doğuda ve Batıda insan” konulu konferansta İbn-i Tufeyl’in Hay b. Yekzan hikayesindeki insan algısını anlattıktan sonra batı medeniyeti için önemli bir yere sahip olan Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe adlı hikayesini ele alarak ikisi arasındaki mukayeselere değindi. Akademinin 3. oturumunda İl Milli Eğitim Şube Müdürü Eğitimci-Yazar Mustafa Küçüktepe “Edebiyata Giriş” temel kavramlar konusunda öğrencilere açıklamalarda bulundu.
Kayseri Uluslararası Öğrenciler Akademisi’nde konuşan Anadolu Platformu Genel Başkanı Turgay Aldemir, dünyaya hakim olan batı aydınlanmasının ve pozitivist zihniyetin dünyayı egemenliği altına aldığını ve bu hegemonyadan kurtulmak gerektiğini söyledi. Kurtuluş olmadan özgürleşmenin gerçekleşmeyeceğini belirten Aldemir, İslam Medeniyetinin kadim olanla yeniden bağını kurması gerektiğinin altını çizdi.
 
Aldemir, “Dünyanın her noktasında özgürlük, adalet, iyilik, insanlık mücadelesi verenlere selam olsun. Bugün burada farklı kültürlerde, farklı dinlerde aslında bir dünya buluşmasına şahitlik ediyoruz. Keşke dünyada savaşların , katliamların, acıların topyekün imhalara sebep olanlarda bu tip ortamlarda oturup konuşabilseler. Bugün maalesef birçok acıyı dünyada birlikte yaşıyoruz. Hepimiz yakınen şahit oluyoruz ki küresel vicdan öldü. İnsan artık insana güvenemez hale geldi. Ve 1600’lü yıllardan bu yana devam eden, pozitivizmin, modernizmin kurucu felsefesi dünyayı bir emanet olarak gören kadim gelenekleri bir şekilde devre dışı bırakarak ve burayı kendisinin mülkü ve sahibi gören bir zihniyet kırılması ile karşı karşıyayız.
 
Bizler insanlık tarihi boyunca birçok acıya, birçok elim olaya şahit olduk. Fakat bu savaşların yıkıcı etkisi insanlık tarihinde hiç bu kadar yıkıcı olmamıştı. Şu anda kadim olan, tarihi arka planı olan, insanlığın yaratılışı ile bağlantısı olan her eylemi dışlayan, ötekileştiren, her şeyi nesneleştiren metalaştıran bir indirgemeci anlayışla insanlık karşı karşıya. Biz batı aydınlanması diye karşımıza konan bu pozitivist zihniyet, birçok felaketi milletlerin başına getirmiş durumda. Evet dünyanın bir tarafında müreffeh bir hayat yaşanıyor. Eğer buna hayat derseniz. Ama orda yaşanılan hayat binlerce insanın Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da kanı ve canı üzerinde duruyor. Bugün Amerikada bir medeniyetten söz ediliyorsa bilmeliyiz ki milyonlarca kızılderilinin kanı ve canı üzerine kurulmuştur.
 
Bunları görmeden tarihi bir bütünlük içinde okumadan şu andaki şaşalı New York sokakları ile bir medeniyet tanımı yapamayız. Batı medeniyeti herşeyi parçalara ayırdı. Tarihi de parçalara ayırdı. Coğrafyayı da parçalara ayırdı. Afrikası, Asyası olarak çeşitli parçalar oluşturdular. Bizim bugün başımıza ne geldiğini, nereden geldiğini ve niçin böyle bir sürüklenme içinde kendimizi bulduğumuzu iyi irdelememiz ve farkında olmamız gerekiyor. Ve buradan yeniden bir kalkış gerçekleştirmek mümkün olacaktır. Aksi halde bu adaletsiz sistemi değiştiremeyiz. Bu zihinden bu bakış açısından, bu pozitivist bakış açısından kopuş olmadan yeni bir inşa olmaz. Onun için özgürleşmeye, özgünleşmeye ve yeniden o kadim olanla aramıza çekilmiş engellerden kurtularak birbirimize tutunmaya ihtiyacımız var. Burada bir araya gelen insanlar olarak birbirimizin ırkına, dinine ve rengine bakmaksızın yeryüzünün ihtiyacı olan adaleti ve vicdanı harekete geçirmek zorundayız. Çünkü artık insan onuru acıları taşıyamaz hale geldi. Yeni dünyayı kuracak olan bizleriz. Hep birlikte bu sorunların üstesinden gelecek yeni dünyanın gençleri bizleriz. Bizler meselemizi konuşabiliyoruz ve konuşmak durumundayız. Bugün sorgulanması gereken sistemdir.
 
Bu düzenin adaletsiz ve sömürgeci anlayışından kurtulmak gerekiyor. Kızılhaçı biliriz. Önce bombalarlar, sonra da yardım götürürler. Onunla birlikte de kültürünüzü alıp götürürler, geleceğimizi çalarlar. Bizim bunun için bütün bunları birarada görüp onları yorumlayacak üst aklı üretmemiz gerekiyor. Bunun için sömürgeci ve onların üzerimizde oluşturduğu emperyalist akıldan kurtulmamız gerekir ki özgürlük önce zihinlerde başlar. Zihinleri, fikirleri, kafaları özgürleşemeyen insanların ülkelerini, topraklarını özgürleştirmesi beklenemez.
 
Yer altı ve yer üstü kaynaklarını milletinin yararına işletmesi beklenemez. Bir zihniyet değişimine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Bunu yapacak olan buna dur diyecek olan dünyanın çeşitli yerlerinde sizin gibi dünyanın her yerinde derdi olan ve bu düzenin böyle gitmediğini söyleyen insanlar ve gençler var.” dedi.
 
“İNSANI İNSAN YAPAN ÖTEKİNİN DERDİYLE DERTLENMESİDİR”
 
Anadolu Platformu Genel Başkanı Turgay Aldemir konuşmasında daha sonra Afrika’nın çeşitli yerlerinde ve özellikle de Güney Afrika cumhuriyetinde yaşanan zulüm ve haksızlıklardan bahsederek, zulüm ve haksızlığın hangi boyutlara vardığının ve insanların kendi topraklarını işleyemez hale getirildiğini anlattı. Özellikle HIV virüsünün Güney Afrika’da yayılmasının altında yatan sebepler üzerinde durarak oradaki insanların birçok acıyı bir arada yaşadıklarını ifade etti. Sağlıklı ve genç Afrikalıların iç organlarının Avrupalılara peşkeş çekildiğini ve buna dur diyecek bir adalet sisteminin hala mevcut olmadığını vurguladı. Bir sistem ve bilgi yenilenmesinin gerekliliği üzerinde duran Aldemir, “yeni bir neslin yeni dünyanın ve yeryüzünün selam yurduna dönüşmesi için çalışmalar ve gayretler ortaya koymak gerektiğini belirtti.
 
Aldemir, “Bizim bu olumsuzlukları aşmak için öncelikle sağlıklı bir bilgilenmeye, yeni bir bilince, yeni bir bilinç sıçramasına, yeni bir irfana ihtiyaç var. Her nerede olursak olalım. Az olmamız önemli değil, haklı olmamız ve örgütlü olmamız önemlidir. Bunun için bu toplantılarda bir araya gelip bunları konuşmamız, derdi olan insanların bir adalet arayışıdır. Bu saydığımız kötülükleri yapanlar bizden daha örgütlü, bugün dünyada yer altı zenginliklerimizi sömürenler bizden daha örgütlü, bugün dünyada silah sanayi, kültür emperyalizminin en sofistike yürütülmesini sağlayan kozmetik ve film sektörü daha örgütlü.
 
O zaman sizler, bizler her nerede bulunursak bulunalım, farklılıkları koruyarak birlikteliğimizi sağlarsak, bu derece rahat bu istilaları gerçekleştiremeyecekler. Suriye’de her gün binlerce insan katlediliyor. Bu dünyanın bir savaşı, bir güç savaşı bu savaşa dur diyecek yürekli insanlara ihtiyaç var. Buna dur diyebilmek için bu çalışmalarımızın daha etkili hale getirilmesi gerekir. Bu geçmişte bu topraklarda vardı. Çok değil yüz yıl önce, burada Kayseri’de birçok topluluk, hristiyanı, yahudisi, müslümanı birarada yaşıyordu. Bu dönüşümü sağlayan insanların hepsinin genç insanlar olduğunu görüyoruz. Medeniyetimizin geleceğine sahip çıkmamız gerekiyor. Aksi halde topraklarımızın istilası devam edecektir.
 
Bizler insan ve insanlık diye bir derdi olanlar, bu dünyayı mülk olarak gören değil bu dünyayı bir emanet olarak gören insanlarız. Biz arkamızda hoş bir nida bırakmak isteyen insanlarız. Hepiniz dünyanın çeşitli yerlerinden süzülüp gelmişsiniz. Dönerken çok iyi hazırlıklı olarak dönmemiz gerekir. Gittiğinizde ülkenize ne katacaksınız. Bunu bugünden düşünmemiz gerekir. Adaleti tesis etmek için ne yapabileceğimizi düşünmemiz gerekir. Bizler sadece kendi kurtuluşumuz için değil diğer insanların da kurtuluşu için bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Sadece kendi kurtuluşu için sadece kendi benliği için mücadele eden insanlar hiçbir şeye muaffak olamazlar. Son yüzyılın bilge insanı Aliya İzzetbegoviç ne güzel söylüyor.
 
Sadece kendisi için, kendi ailesinin ihtiyaçları için mücadele eden insanlar hayvanlardan farksızdır. İnsanı insan yapan ötekinin derdiyle dertlenmesidir diyor. Burada sizin dertlerinizle dertlenen hocalarınız olduğu gibi sizlerin de gittiğiniz ülkelerinizde böyle olmalısınız. Katılaşmış kalplerimizi yeniden imar etmemiz gerekiyor. Yeniden münevver bir dünyayı inşa etmenin yolu hayatı paylaşmaktan, ekmeğimizi paylaşmaktan geçiyor. Bizim şair ve düşünürlerimizden Necip Fazıl, ekmeği paylaşmak yemekten daha lezzetlidir diyor. Bizler kendi sorumluluk alanımızda misyonumuzu yüklenmemiz gerekir. Yine Aliya İzzetbegoviç şöyle der; Artık zulme uğramışlar olarak, haksızlığa uğramışlar olarak güneşin altında yerimizi almamızın vakti gelmiştir der. Böyle bir kuşağın oluşması gerekir. Sizler bu felsefe için buralara kadar gelmiş insanlarsınız. Ülkelerinizi hiç kimsenin fikir ve düşüncelerinden ötekileştirilmediği yerlere dönüştürmeniz gerekiyor. Yeryüzünde bir kişi bile zulüm altındaysa, haksızlığa uğruyorsa hiçbirimiz özgür değiliz ve huzur, mutluluk içinde yaşayamayız. Biz sadece kendi ülkemizin sınırlarında olup bitenlerden sorumlu değiliz. Onlar hükümetlerdir. Bizler, hükümet üstü, siyaset üstü sivil toplumlar ve gençler olarak dünyanın neresinde insanlardan ve diğer varlıklara bir haksızlık varsa bu bize yapılmış kabul ederiz.
 
Bu haksızlık büyüyecek ve bizim yaşam alanlarımızı tehdit edecektir. Bugün teknoloji ile hiçbir alakası olmayan Afrika sahilleri batının sanayi atıkları ile doldu ve oraları kirletmiş durumda, yağmur ormanları tehdit altında, bütün bunlar artık bizim gündemimizde ve bu yüzden sınır ötesi düşünmemiz gerekiyor. İnsanlık ve adaletin, merhametin bayrağını bizlerin taşıması gerekiyor. Bir feryat bir çok şeyi değiştirir. Bakın Filistin’de İsrail’in zulmüne karşı Raşil Koli tankların önünde direndi. Müslüman bile değildi, ama adalete ve insanlığa güveniyordu. Bedenen öldü ama hala yaşıyor. Yine bu şehirde yiğit bir genç çıktı. Furkan Doğan burada bulananların en genciydi. Üniversite sınavı vardı ama İsrail çocukları öldürüyor ve benim orda olmam lazım. Ve şehit oldu ve aramızda yaşıyor. İçimizden biri yine bir diktatöre karşı duran insanların ihtiyaçlarını karşılayan, onlar için sağlık hizmeti veren Esma şehit edildi. Tabii nice Esmalar öldü ama yaşıyor, yaşamının bir anlamı var. Hepimiz gidiyoruz. Giderken bir iz bırakmamız gerekiyor. Burada oturduğumuz, okuldaki yerimiz kadar yer işgal etmeyin. Bulunduğunuz şehri gezin, sivil toplum örgütleri ile temasa geçin, bir şeyler anlamaya çalışın ve desinler ki burada kabına sığmayan bir insan vardı desinler. Yaşadığımız hayata değer katmamız gerekiyor. Bunun için sağlıklı bilgilenmeye ihtiyacımız var. Sadece mühendis, doktor, ilahiyatçı, iktisatçı olmak için mi geldim yoksa çalıştığım alanda yeni bir çığır açmak için mi geldim. Bunun için kendimizi önemsememiz gerekiyor. Bu aynanın karşısına geçip kendimizle uğraşmamız değil, aklımızı, vicdanımızı geliştirmek demektir.
 
Bir yanlışlığı görüp hissedecek yüreğe sahip olmak demektir. Bu kadar olup bitenleri sadece seyretmek ahlaki bir çürümedir. Bizim ahlak anlayışımız haksızlık karşısında susmamaktır. Bugün dünya yeni bir eşikte. Zor bir dönem bu dönem. Ama yeni dünyayı inşa edecek olanlar bunun farkında olan gençlerdir. Bunu yaparsak Afrikada insanlarımız ölmeyecek. Toprakları verimsiz olduğu için değil sömürüldükleri için ihtiyaç içerisindeler. Bugün dünyanın kadim yerlerinde her türlü imkan var aslında ama cesaretleri çalınmış, umutları çalınmış. Onlara umut aşılayacak bu çalışmalarımızdır.
 
Bu süreçte artık birbirimizden haberdarız. Kadim olanla, tarihi arka planla bir tarih felsefesi çerçevesinde bağlantı kurmamız gerekir. Bunun için okumalar ve tefekkür etme içerisinde olmamız gerekir. Bunları gören bir yüreğin sorumsuzca bir köşede beklemesi imkansızdır. İşte o zaman yeni dünya sizin etrafınızda şekillenecek ve tarih yazan insanlar sizler olacaksınız. Aksi takdirde tarih sizi dışarı atacak ve tarih dışılıkta kaybolup gideceğiz. Bizim gibi adı sanı olan yığınla insan geldi ve geçti. Bu yüzden bizlerin yeni dünyanın bunlardan oluşmasını sağlamamız gerekiyor. Artık bizim lügatımızda, korkaklık, ürkeklik, çaresizlik olmamalı. Olayların üstüne üstüne giderek ve buradan bir gelecek çıkarabiliriz. Bunu mümkün kılacak bizlerin çabasıdır.” dedi.
 
“ŞU ANKİ KAOTİK DURUM BİZLERİ UMUTSUZLANDIRMASIN”
 
Turgay Aldemir konuşmasında daha sonra İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinden mücadeleleri ile ön plana çıkan şahsiyetlerden de örnekler verdi. Aldemir, “Yeni bir misyon, yeni bir varoluş inşası gerçekleştirmemiz gerekiyor. Artık İslam dünyasında çaresizlik üreten liderler gidecek. Ulus devletler yıkılacak. İnsanına zulmeden yönetimler yok olacak. Şu an ki kaotik durum sizleri umutsuzlandırmasın, ye’se düşürmesin. Bu kaosun içerisinde yeni bir düzen gençlerin meselelerine sahip çıkmasıyla çıkacak. Bu çok uzak değil, bu Allah’ın vaadidir. Ben istiyorum ki diyor yeryüzünde mustazaflar eliyle yeryüzünde adalet ve merhamet hakim olsun. Allah diyorsa doğrudur ve bu gerçekleşecektir bu neden bizim elimizle olmasın. Elbette ki acılarımız çoktur. Gün acılarımızı konuşma günü değildir. Gün zalim yönetimlerin yaptığı zulümleri alt alta sıralama günü değildir. Gün yeni bir inşa ile yeni bir medeniyeti kurma günüdür. İnsanlığın içine düştüğü bu medeniyet krizinden çıkışın yolu bu çalışmalardır. Bunun fırsata dönüştürülerek bereketli günlerin gelmesini beklemek gerekiyor.” dedi.
 
Uluslararası Öğrenciler Akademisi 2. oturumunda konuşan Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Çetin “Doğu ve Batıda insan” başlığı altında bilgiler verdi. Çetin konuşmasında, doğu ve batıda medeniyet algısı, insana, topluma ve otoriteye bakış açısı ve bu bakış açısının iki örnek üzerinden anlatarak karşılaştırmada bulundu. İlki, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe eserindehi batı medeniyetinin örnek prototipi, ikincisiyse İbn Tufeyl’in Hay bin Yekzan eserindeki ve karşılaştırmalar oldu. Prof. Dr. Halis Çetin, “İbni Haldun der ki, medeniyetleri medeniyet yapan üç temel unsur vardır. Birincisi, medeniyetlerin zaman tasavvuru, ikincisi mekan tasavvuru, üçüncüsü ise eşya tasavvurudur. Dikkat ederseniz her üç unsur da bir ilişkiye dayanıyor. Bir medeniyeti medeniyet yapan şey insanların ötekisi ile eşya ile, zamanla olan ilişkisidir. Bunlarla ilgili eserleridir” dedi.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar