Kutül Amare Zaferinin 99. Yıldönümü


Kutül Amare Zaferinin

99. Yıldönümü

Bugün,I.Dünya

savaşında Çanakkale’den sonra ikinci büyük zafer olan Irak/Kutülamare zaferinin

99. yıldönümü. İslam aleminin, direnen Irak halkının ve milletimizin bayramı

kutlu olsun…

29 Nisan 1916…Türkiye’nin NATO’ya üye

olduğu 1952 yılına kadar, bu tarih Silahlı kuvvetlerde ‘KUT bayramı’ olarak

kutlanmaktaydı. Çünkü bu tarihte Irak /Kutül Amare’de Halil paşa komutasındaki

Osmanlı kuvvetleri İngilizleri perişan etmiş ve Çanakkale zaferinin hemen

ardından kazanılan bu zaferle düşmana büyük bir darbe daha vurulmuştu. İngiliz

ordusunun generali Towshend dahil 13 bin İngiliz askerinin esir alındığı ve

onbinlercesinin öldürüldüğü KUT zaferinin Halil paşanın vasiyeti çerçevesinde

yeniden bayram olarak kutlanmasını diliyoruz.

Aşağıda 2007 yılında TRT için

hazırladığımız ‘Yakın tarihin tarihin izinde anılar ve duygular’ isimli 13

bölümlük belgesel programın Irak/Kutül Amare bölümünün metnini KUT bayramının

ve şehitlerimizin anısına ilginize sunuyoruz.  

I.Dünya savaşında Irak cephesi ve

KUTÜL AMARE ZAFERİ 

 

Ne kadar uzaktık Dicle’den

Çok yakınında doğmuşken

Dicle ki aşağılarda köpüklerinden

Bir şehir doğurmuş Bağdat’tır bu senin ülken

Bağdat’tır bu kardeşim senin ülken

Ayın Dicle’ye düşüp toprağa yükselmesi yeniden

Ayna koparmak boyuna ayna koparmak güneşten

Açık ve seçik bir fetih kılıçla yarılan güneşten

Senin şehrin benim şehrim ve hepimizin şehri

Bir nehrin şehri ki bizi yıkamıştır ruh ve beden

İçimizde akmıştır gece ve gündüz demeden

Gövdesinde izler benekler taşır Kara Âmid kalesinden

Yaralar kaplan derisini cam gibi süsleyen

Gönül yaraları fizikötesinden

Ve bir şehir ki haber verir

Gök yaratılmadan önceki gökten

.. 

Görmedim Bağdat’ı ne kadar görmek istemişken

Bizi mahrum bırakmışlar birbirimizden

Kendimiz mahrum bırakmışızdır kendimizi kendimizden

Bağdat ki Kerbelâ şehitlerinin kanıdır harcı

İslâm Uygarlığının Başkenti

Harun Reşit barışı

İmam-i Âzam adaleti

Cüneyd’in gözleri

Geylâni’nin gönlü

Ve Halid’in zikri

Binbir gece ülkesi

Binbir gündüz gerçeği

Fuzuli’nin günü

Leyli vü Mecnun nefesi

Ve Hallac-ı Mansur’un kanıyla besli

Bir halk gidiyor burdan bilinmeyen bir yere

Hâtıralarını savurarak sıcak bir rüzgârın küllerine

Ve haberci diyor ki: n’oldu Bağdat

Nerde onu koruyan sur ve perde

İnsan ki yaşar eserde

İnsan nerde ve eser nerde

Devrilen her taş benim taşım

Yıkılan her ev benim

Benden yıkılıyor hepsi ben yıkılıyorum

Yıkılan benim

Ve haberci diyor ki: yıkılan benim

Taşta suda hurmada

Kuş boğazında

Otomobil tekerinde petrol zerresinde

Her zerrede ölen benim

Ölen Bağdat benim

Ve diyor ki haberci:

Yanan ay sönen gün benim

Çöken akşam gelen geceyim ben

Neden anlamadın bütün bunları sen

Ey Bağdat’ın altın anahtarını küle çeviren

 

Sezai Karakoç- ALINYAZISI SAATI 2 (Bagdat)

 

 

Babil’in, Ninova’nın mirascısı, Mezoptamya’nın

merkezi, Fırat’la Dicle’nin düğün yeri… Irak.

Binbir gece masallarının şehri, Darus selam yani

“barışın ve adaletin şehri” adıyla kurulmuş olan kadim kent… Bağdat…

O Bağdat ki, Sezai Karakoç’un şiiriyle;

“Kerbela şehitlerinin kanıdır harcı

Harunreşit barışı

İmam Azam adaleti

Cüneyd’in gözleri

Geylani’nin gönlü

Fuzuli’nin günü

Leyli vü Mecnun nefesi

Ve Hallac-ı Mansur’un kanıyla besli”…

 

Dördüncü Murat’ın fethiyle beraber Osmanlının en

önemli eyaletlerinden biri olan, yirminci yüzyılın başlarına kadar bir Osmanlı

kenti olan, şiirin ticaretin ve sanatın iç içe geçtiği görkemli şehir. …

Bugüne uzanan Bağdat’ın trajedisi, birinci dünya

savaşında Osmanlının elinden çıkışıyla başlar.

Birinci dünya savaşında Irak cephesi, İngilizlerin

Basra’yı işgaliyle açıldı. Hindistan yolunun güvenliği için Kızıldeniz ve Basra

körfezini kontrol etmek isteyen İngilizler, Almanların açık denizlere ineceği

korkusuyla bu işgali başlatmıştı.

Savaş yıllarında petrolün önemi ve sanayideki kullanım

teknolojisinin gelişmesine paralel olarak İngiliz yönetimi içerisinde siyasi

kanat, bölgenin işgalini sadece Hint yolu için değil, taşıdığı bu yeni

zenginliğe el koyabilmek için de gerekli görmekteydi.

Irak’ın işgali bu nedenle 1. dünya savaşı ve

sonrasında emperyalist paylaşım mücadelesinin ekonomik maksatlarındaki önemli

değişimin de sahnesi olmuştur.

İşte bu kanlı sahnenin ilk perdesi,

İngilizler’in  Ekim 1914’te Bahreyn’i, Kasım 1914’te  Fao

yarımadasını işgal edip, ardından  Bağdat’a bağlı önemli bir liman

kenti olan Basra’yı ele geçirdikleri gün açılmıştır. Ortadoğu için karanlık ve

kanlı bir geleceğin başlangıcıdır bu işgal.

Basra’nın işgali ve İngilizlerin Bağdat’a yaklaşması,

İstanbul’da Bab-ı Ali yönetimi üzerinde bomba tesiri yapar. Çünkü Bağdat,

askeri önemi bir yana İstanbul’un yakın doğudaki kardeşidir…

Bunun üzerine Enver Paşa, Trablus’ta beraber çalıştığı

ve Batı Trakya’da örgütçülüğünü ispat eden Teşkilat-Mahsusa kurucularından

Süleyman Askeri Bey’i göreve çağırdı.

Aralık 1914’te, Basra’yı geri almak amacıyla cephe

komutanlığına atanan Süleyman askeri Bey, aşiretlerden ve gönüllülerden

yararlanarak topladığı kuvvetle, İngilizlere taarruz eder.

Irak’taki birliklere ek olarak gönüllülerden oluşan

Taburun adı, Osmanlı devleti’nin kurucusu Osman Bey’e izafeten Osmancık Taburudur.

Süleyman Askeri Bey, birlikleriyle beraber önce

İran’ın Ehvaz Kasabası’na girerek düşmanın faydalanmasını önlemek için petrol

boru hattını tahrip ettirdi.

Ocak 1915 tarihinde, Osmancık Taburu Dicle kıyısında

keşif yapan İngiliz birlikleriyle karşılaştı. Çıkan çatışmada Süleyman Askeri

Bey, ayağından yaralandı.

Süleyman Askeri, bu keşif birliğinin asıl birlikler

olduğuna kanaat getirerek, Basra’nın geri alınmasına karar verdi… Bu karar bir

kahramanlık trajedisinin başlamasına neden olacaktı.

Dicle kıyısında karşılaştığı İngiliz keşif birliğini

asıl kuvvet sanan Süleyman Askeri Bey , aldığı yara nedeniyle sedyede olduğu

halde, dokuz bin kişilik bir gücün başında Basra’ya doğru ilerlemeye başlar.

Nisan 1915 günü Şuaybe civarındaki Bercisiyye adlı bu

ormanın etrafında İngilizlerle karşılaşırlar. Ve çatışma başlar.

         Süleyman

Askeri Bey, savaşı sedyede yönetmekte, adeta sedyede savaşmaktadır…

Yaşanan muhabere sonucunda Türk tarafı mevcudunun

yarısı olan 4.500 kayıp verir. Bu çok ağır bir kayıptır…

Onurlu bir asker olan Süleyman Askeri Bey, yaşanan

bozgunun suçlusu olarak kendisini görür. 14 Nisan 1914 günü tabancasıyla başına

ateş ederek hayatına son verir.

Askeri’nin naaşı, yardımcısı olan Binbaşı Ali

tarafından birliğe duyurulmadan Nahile’ye getirilir. Irak Genel Komutanı olan

Askeri’nin cenazesi, bir çadır içinde yıkanır ve aynı çadırda büyük bir saygı

ve üzüntü içinde gömülür.

Dönemin 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa,

anılarında Askeri’nin şehadetini şöyle anlatır:

 “Süleyman Askeri Bey bu hesapsız cesaretini,

hayatına kendi eliyle son vermek suretiyle ödemiş ve mesuliyetini bizzat tayin

etmiştir. Bu hazin netice, şerefli bir askerin takdir edilecek kahramanlık

faciasıdır. Kendi hatası yüzünden görevindeki başarısızlığından dolayı

başkalarının hitaplarına katlanmayı şerefine yakıştıramayan namuslu ve şerefli

komutan, ölmeyi yaşamaya tercih etmiştir. “

Süleyman Nazif 1916 tarihli Harp Mecmuasının 9.

sayısındaki yazısında Süleyman Askeri için şunları yazar:.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar