Düşünce Akademisi’nde Bu Hafta

Konuşmasına İslam’ın

anlamlarından birinin de barış olduğunu hatırlatarak başlayan Ramazan Kayan,

bir Müslüman’ın günümüz Türkiye’sinde barışı nasıl nitelendirmesi gerektiği

sorusunu gündeme getirdi. Barışın, mümin perspektifi Müslüman bakış açısıyla

yorumlanması gerektiğini, ilk adımın da Müslüman’ın kendisiyle barışık olması

olduğunu söyledi. Bunun ciddi bir özeleştiriyi de beraberinde getireceğini

düşünen Kayan, özveri, fedakârlık ve adanmışlık bilincini kuşanmamız

gerektiğini de ekledi. Özümüze dönüşün ancak bu şekilde

gerçekleşeceğini ve dünyaya da barışın ancak bizim elimizle geleceğini

söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Derslerini gündelik hayat

sosyolojisi başlığı altında işleyen Ferhat Kentel, bu hafta bürokrasi konusunu

gündeme taşıdı. Bürokrasinin yabancılaşmayı ve yabancılaştırmayı sağlayan bir

sistem olduğunu ifade ederken, bürokrasinin organik olmak yerine daha soğuk bir

ilişki olduğunu da sözlerine ekledi. Bürokrasiyi başkasının dertlerine

yabancılaşma, kuralcılık ve oligarşi olarak gördüğünü söyleyen Kentel,

bürokrasinin en kirli ürünü olarak gördüğü totalitarizmi de Nazi soykırımı

örneği ile akıllara kazıdı. Son olarak sosyolojinin asıl görevinin modern

devletin göremediği şeyleri görmeye çalışmak ve bunun üzerine duyarlılık

yaratmayı sağlamak olduğunu söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

İkinci kademe dersi olarak

bu hafta başlanan “Toplum Felsefesi ve Sosyoloji Okumaları”nda Ümit Aktaş ile

Kapitalizmi ve ortaya çıkışını ele alan 3 toplum bilimcinin düşüncelerini

konuştu. İlk olarak Fernand Braudel’in kapitalizm üzerine düşüncelerine değinildi.

Ardından Akdeniz havzasında ortaya çıkan ve 13. yüzyılda İslam dünyasındaki ticari gelişmelerden tevarüs eden bir ticari kapitalizm

olarak ele aldığı kökeni anlatıldı. İktisadi hayat ile kapitalizm arasındaki farklara da vurgu yapan Braudel’in

itirazları ve düşünceleri ele alındı. Derste anlatılan diğer düşünür olan Karl

Polanyi’nin ise kapitalizmin daha önceleri mülkleştirilmeyen para, emek ve

toprağı mülkleştirerek kendini nasıl kurduğunu belirtildi. Son olarak da

kapitalizmi kavramsal olarak ilk defa kullanan ve kapitalizmin Yahudi

geleneğinden geldiğini belirten Werner Sombart’tan bahsedildi. Kapitalizm,

dinin belli bir irtifaya çıkardığı insanı, ki bu insan dini öğretinin kattığı

aktif olmak, çalışmak ve emek harcamak gibi değerlere sahip, bu değerleri

sekülerleştirerek dinden önceki düzleme çektiği bu şekilde hoyratça tüketen ve

etrafını sarmış bu küresel güç ile hiç bir şekilde mücadele etmeyen bir topluma

dönüştüğü anlatıldı. Tartışmalar kapitalizmin açmazları ve getirilebilecek

çözüm süreçlerini konuşarak sonlandırıldı.…

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar