Bayramınız Kut’lu Olsun!

Hilalin Gölgesindeki Kahramanların Zaferi Kut’ül Amare’nin 100. Yılı Kutlu Olsun!

“Kut’ül Amâre Zaferi

29 Nisan 1916..Halil paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Kut’ül Amâre’de İngiliz ordusunun generali Towshend dahil 13 bin İngiliz askerini esir almış ve onbinlercesini öldürmüş, Çanakkale zaferinin hemen ardından kazanılan bu zaferle düşmana büyük bir darbe daha vurulmuştu.

Bu zafer o kadar büyük ve anlamlıydı ki, her yıl bu tarih Silahlı kuvvetlerde ‘KUT bayramı’ olarak kutlanmaktaydı. Ve İngilizler’e karşı kazanılan bu zafer İngilizler ve Batılı emperyalist ülkeler için de o kadar anlamlıydı ki, Türkiye’nin NATO’ya üye olduğu 1952 yılından sonra “Kut Bayramı” artık Silahlı Kuvvet’lerce bayram olarak kutlanmayacaktı. Kut’ül Amâre zaferinin ruhunun yerini, Kemalist oligarşinin “Yurtta Statüko Cihanda NATO” hezeyanları alacaktı.

Yüzyıl sonra, Sykes-Picot parantezinin kapandığı bu günlerde; Kut’ül Amâre zaferinin ruhunun kıyamete kadar devletimizin ve milletimizin istikametini tayin etmesini ve bu anlamda da Halil Paşanın vasiyeti çerçevesinde yenidenSilahlı Kuvvetler’de “Kut Bayramı” olarak kutlanmasını diliyoruz.

Aşağıda 2007 yılında TRT için hazırladığımız ‘Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular’ isimli 13 bölümlük belgesel programın Irak/Kut’ül Amâre bölümünün metnini KUT bayramının ve şehitlerimizin anısına ilginize sunuyoruz.

I.Dünya savaşında Irak cephesi ve KUTÜL AMARE ZAFERİ

Ne kadar uzaktık Dicle’den
Çok yakınında doğmuşken
Dicle ki aşağılarda köpüklerinden
Bir şehir doğurmuş Bağdattır bu senin ülken
Bağdattır bu kardeşim senin ülken
Ayın Dicle’ye düşüp toprağa yükselmesi yeniden
Ayna koparmak boyuna ayna koparmak güneşten
Açık ve seçik bir fetih kılıçla yarılan güneşten
Senin şehrin benim şehrim ve hepimizin şehri
Bir nehrin şehri ki bizi yıkamıştır ruh ve beden
İçimizde akmıştır gece ve gündüz demeden
Gövdesinde izler benekler taşır Kara Âmid kalesinden
Yaralar kaplan derisini cam gibi süsleyen
Gönül yaraları fizikötesinden

Ve bir şehir ki haber verir
Gök yaratılmadan önceki gökten
..
Görmedim Bağdatı ne kadar görmek istemişken
Bizi mahrum bırakmışlar birbirimizden
Kendimiz mahrum bırakmışızdır kendimizi kendimizden
Bağdat ki Kerbelâ şehitlerinin kanıdır harcı
İslâm Uygarlığının Başkenti
Harun Reşit barışı
İmam-i Âzam adaleti
Cüneyd’in gözleri
Geylâni’nin gönlü
Ve Halid’in zikri
Binbir gece ülkesi
Binbir gündüz gerçeği
Fuzuli’nin günü

Leyli vü Mecnun nefesi
Ve Hallac-ı Mansur’un kanıyla besli
Bir halk gidiyor burdan bilinmeyen bir yere
Hâtıralarını savurarak sıcak bir rüzgârın küllerine

Ve haberci diyor ki: n’oldu Bağdat
Nerde onu koruyan sur ve perde
İnsan ki yaşar eserde
İnsan nerde ve eser nerde

Devrilen her taş benim taşım
Yıkılan her ev benim
Benden yıkılıyor hepsi ben yıkılıyorum
Yıkılan benim

Ve haberci diyor ki: yıkılan benim
Taşta suda hurmada
Kuş boğazında
Otomobil tekerinde petrol zerresinde

Her zerrede ölen benim
Ölen Bağdat benim

Ve diyor ki haberci:
Yanan ay sönen gün benim
Çöken akşam gelen geceyim ben

Neden anlamadın bütün bunları sen
Ey Bağdatın altın anahtarını küle çeviren

Sezai Karakoç- ALINYAZISI SAATI 2 (Bagdat)

Babilin, Ninovanın mirascısı, Mezoptamyanın merkezi, Fıratla Diclenin düğün yeri Irak.

Binbir gece masallarının şehri, Darus selam yani barışın ve adaletin şehri adıyla kurulmuş olan kadim kent Bağdat

O Bağdat ki, Sezai Karakoçun şiiriyle;

Kerbela şehitlerinin kanıdır harcı
Harunreşit barışı
İmam Azam adaleti
Cüneyd’in gözleri
Geylani’nin gönlü
Fuzuli’nin günü
Leyli vü Mecnun nefesi
Ve Hallac-ı Mansur’un kanıyla besli

Dördüncü Muratın fethiyle beraber Osmanlının en önemli eyaletlerinden biri olan, yirminci yüzyılın başlarına kadar bir Osmanlı kenti olan, şiirin ticaretin ve sanatın iç içe geçtiği görkemli şehir.

Bugüne uzanan Bağdatın trajedisi, birinci dünya savaşında Osmanlının elinden çıkışıyla başlar.

Birinci dünya savaşında Irak cephesi, İngilizlerin Basrayı işgaliyle açıldı. Hindistan yolunun güvenliği için Kızıldeniz ve Basra körfezini kontrol etmek isteyen İngilizler, Almanların açık denizlere ineceği korkusuyla bu işgali başlatmıştı.

Savaş yıllarında petrolün önemi ve sanayideki kullanım teknolojisinin gelişmesine paralel olarak İngiliz yönetimi içerisinde siyasi kanat, bölgenin işgalini sadece Hint yolu için değil, taşıdığı bu yeni zenginliğe el koyabilmek için de gerekli görmekteydi.

Irakın işgali bu nedenle 1. dünya savaşı ve sonrasında emperyalist paylaşım mücadelesinin ekonomik maksatlarındaki önemli değişimin de sahnesi olmuştur.

İşte bu kanlı sahnenin ilk perdesi, İngilizlerin Ekim 1914’te Bahreyn’i, Kasım 1914te Fao yarımadasını işgal edip, ardından Bağdata bağlı önemli bir liman kenti olan Basrayı ele geçirdikleri gün açılmıştır. Ortadoğu için karanlık ve kanlı bir geleceğin başlangıcıdır bu işgal.

Basranın işgali ve İngilizlerin Bağdata yaklaşması, İstanbulda Bab-ı Ali yönetimi üzerinde bomba tesiri yapar. Çünkü Bağdat, askeri önemi bir yana İstanbulun yakın doğudaki kardeşidir

Bunun üzerine Enver Paşa, Trablusta beraber çalıştığı ve Batı Trakyada örgütçülüğünü ispat eden Teşkilat-Mahsusa kurucularından Süleyman Askeri Beyi göreve çağırdı.

Aralık 1914’te, Basra’yı geri almak amacıyla cephe komutanlığına atanan Süleyman askeri Bey, aşiretlerden ve gönüllülerden yararlanarak topladığı kuvvetle, İngilizlere taarruz eder.

Iraktaki birliklere ek olarak gönüllülerden oluşan Taburun adı, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Beye izafeten Osmancık Taburudur.

Süleyman Askeri Bey, birlikleriyle beraber önce İranın Ehvaz Kasabasına girerek düşmanın faydalanmasını önlemek için petrol boru hattını tahrip ettirdi.

Ocak 1915 tarihinde, Osmancık Taburu Dicle kıyısında keşif yapan İngiliz birlikleriyle karşılaştı. Çıkan çatışmada Süleyman Askeri Bey, ayağından yaralandı.

Süleyman Askeri, bu keşif birliğinin asıl birlikler olduğuna kanaat getirerek, Basranın geri alınmasına karar verdi Bu karar bir kahramanlık trajedisinin başlamasına neden olacaktı.

Dicle kıyısında karşılaştığı İngiliz keşif birliğini asıl kuvvet sanan Süleyman Askeri Bey , aldığı yara nedeniyle sedyede olduğu halde, dokuz bin kişilik bir gücün başında Basraya doğru ilerlemeye başlar.

Nisan 1915 günü Şuaybe civarındaki Bercisiyye adlı bu ormanın etrafında İngilizlerle karşılaşırlar. Ve çatışma başlar.

Süleyman Askeri Bey, savaşı sedyede yönetmekte, adeta sedyede savaşmaktadır

Yaşanan muhabere sonucunda Türk tarafı mevcudunun yarısı olan 4.500 kayıp verir. Bu çok ağır bir kayıptır

Onurlu bir asker olan Süleyman Askeri Bey, yaşanan bozgunun suçlusu olarak kendisini görür. 14 Nisan 1914 günü tabancasıyla başına ateş ederek hayatına son verir.

Askerinin naaşı, yardımcısı olan Binbaşı Ali tarafından birliğe duyurulmadan Nahileye getirilir. Irak Genel Komutanı olan Askerinin cenazesi, bir çadır içinde yıkanır ve aynı çadırda büyük bir saygı ve üzüntü içinde gömülür.

Dönemin 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa, anılarında Askerinin şehadetini şöyle anlatır:

Süleyman Askeri Bey bu hesapsız cesaretini, hayatına kendi eliyle son vermek suretiyle ödemiş ve mesuliyetini bizzat tayin etmiştir. Bu hazin netice, şerefli bir askerin takdir edilecek kahramanlık faciasıdır. Kendi hatası yüzünden görevindeki başarısızlığından dolayı başkalarının hitaplarına katlanmayı şerefine yakıştıramayan namuslu ve şerefli komutan, ölmeyi yaşamaya tercih etmiştir.

Süleyman Nazif 1916 tarihli Harp Mecmuasının 9. sayısındaki yazısında Süleyman Askeri için şunları yazar:.

Bazen tek bir adam koca bir orduya ruh olmak itibariyle başlı başına bir ordu olabilir. Bu nadir fakat vakidir. İşte Süleyman Askeri Bey o nadir olan vakalardan birini gerçekleştirdi. İngilizleri Korina kasabası önünde aylarca tutan kuvvet, Süleyman Askeri Bey’in şahsı pervasızlığı ve yine kendisinin seçmiş olduğu bir avuç kahramandı. Süleyman Askeri, Korina önünde ve gayet vahim surette iki bacağından yaralandı.. Fakat kahraman komutanlara yakışacak bir metanetle ta Basraya kadar gitti ve şehrin 15 kilometre yakınındaki Şuayyibe mevkii müstahkemine taarruz ettti. Süleyman Askeri beyce maksat hasıl olmuş, durdurulamayacağı ve yenilemeyeceği zan olunan düşmanın tevkifi, tehdit ve hatta mağlup olabileceği imkanı fiilen gösterilmiş idi. Süleyman Askeri vatanı için vatanından başka herşeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Osmanlı idi”.

İngiliz Ajanı Arabistanlı Lawrence, Süleyman Askerinin şehadetini öğrendiğinde Mekkede Şerif Hüseyinin yanında yakında başlatacağı isyanın planlarını hazırlıyordu. Lawrence, Bilgeliğin yedi direği adlı eserinde Süleyman Askerinin ölümüyle ilgili şöyle der:

Osmanlı Türkleri içinde devletlerinin hayat ve varlığının kritik bir safhaya girdiğini hissedenler yok değildi. Ben çölde görev yaptığım sırada ve hiç ümit edilmeyen yer ve şartlarda bunlara rastladım. Onlar, devletlerinin mevcudiyetini devam ettirebilmek için fevkalade fedakarlıklara ihtiyaç olduğunu hissetmenin bilinciyle her şeyi yapmışlardır. İmparatorluğu oluşturan unsurlar ise her ne pahasına olursa olsun ayrılık davasındaydılar… İntihar ettiği haberi bize geldiği zaman Mekkede Şerif Hüseyinin sarayındaydım. Hüseyin Paşa, bana Bunlar böyle ölmesini de bilirler dedi.

Basranın işgalinden sonra Türk kuvvetleri Basrayı tekrar almak, İngilizler ise Bağdatı ele geçirmek amacıyla Iraktaki kuvvetlerin sayısını artırmaya başladılar.

Bu bölgedeki Türk kuvvetlerinin başında Nurettin Paşa bulunuyordu. İngiliz kuvvetlerine ise General Townshend komuta ediyordu.

Tarihler 22 Kasım 1915i gösterirken İngilizler, Bağdatın güneyinde bulunan Selman-ı Pakta savunma için bekleyen Türk kuvvetlerine bir taarruz harekatı başlatır. Bu emsali ancak Çanakkalede görülen şiddette bir saldırıdır. Ancak 45inci Tümenin başında, Cephe Komutanı Albay Nurettin Beyle aynı rütbede olan Enver Paşanın amcası Halil Bey vardı. İngilizlerin cephe hattını yarma yolundaki çabası başarıya ulaşmak üzereydi. Albay Halil, ihtiyat kuvveti olarak beklettiği 5 taburuna şu emri verdi:

Ateşle beraber süngü hücumuna kalkılacak ve düşman, sağ tarafından vurulacaktır. Çarpışma ölene kadardır.

5 taburun dalga dalga saldırısı İngilizleri şaşırtır. Ağır kayıplar verirler ve Kutülamareye çekilirler.

Türk kuvvetleri Kutülamareyi kuşatır. Kut Kuşatmasının tüm yetkisi Albay Halil Beye verilir. Albay Halil Bey beş ay sürecek kuşatma boyunca İngilizlere nefes bile aldırmaz. Bir defasında General Aylmer komutasındaki iki tümen 21 Ocak 1916 günü sabahı, Dicle nehrinden gambotların da destek atışları altında Türk birliğine saldırır. Halil Beyin de elinde silahı en ön safta çarpıştığı bu savaşta, İngilizler yaklaşık 8 bin ölü verip geri çekilir

10 Mart 1916da Halil Bey, General Townsheande bir mektup yazarak teslim olmalarını ister. Ancak bu mektuptan bir gün sonra İngilizler yine hücuma kalkar. Bu da Türkler tarafından geri püskürtülür.

14 Nisanda bu sefer İngiliz Generali Goring, Türk cephesini önden yarmak için taarruza geçer. Ancak bu taarruzda binlerce İngilizin ölümüyle sonuçlanır.

General Townshend, çaresiz durumundan kurtulmak için en iyi bildiği yöntemi kullanmaya karar verir. Halil Paşaya 1 milyon İngiliz sterlini rüşvet teklif eder.

Halil Paşa şöyle cevaplar;

Bu teklifi başka şartlar altında yapsaydın sana cevabım silahımdan çıkan kurşun olacaktı.

Halil Paşa, bu tekliften sonra taarruz hazırlıkları yaptırırken, bir başka İngiliz subayın daha kendisiyle görüşmek istediği haberi gelir. Bir süre sonra Lawrence karşısındadır.

Lawrence, yeni bir mektup getirdiğini söyler. Halil Paşa açıp okur, aynı teklif bu sefer 2 milyon sterline yükseltilmiş, ancak bu sefer, Bu parayı Türk hükümeti adına çekebilirsiniz. denmektedir. Halil Paşanın Generale gönderdiği cevap aynı olur..

O gece Kuttan büyük infilak sesleri duyulur. İngiliz General Townshend, tüm cephanesini imha ettirmektedir. Patlamalar kesilince Halil Paşa, Alay Komutanı Albay Nazmiye şehre girmesini emreder. Ve Kuttaki İngiliz güçleri teslim olur.

Bir süre sonra Halil Paşa da şehre girip, İngiliz komutanın makamına çıkar. General silahı ile kılıcını masasının üzerine koymuştur

General Townshend anılarında Halil Paşanın şu konuşmasını kaydeder:

General, uzun zaman şan ve şerefle taşıdığınız silahlarınız yine sahibine aittir. Onları alınız.Üzülmeyiniz Plevne Kumandanı Gazi Osman Paşa ne muamele gördüyse siz de aynısını göreceksiniz. (Charles Townshend, Irak seferi ve esaret kitabından)

Hali Paşa, İngilizlerin Iraktaki Osmanlı esirlerini bin bir eziyetlerle Hindistana götürdüklerini bilmekte ve General Townshende bu şekilde davranarak adeta insanlık ders vermektedir.

Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen ve yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 İngiliz askeri esir alınmıştı. İngilizler 40 bin kayıp verirken Osmanlı birliklerinde ise 25 bin askerimiz şehit olmuştu.

Halil paşa kut zaferi üzerine 29 nisan 1916 tarihli günlük ordu emrinde şu tarihi notları düşüyordu:

ORDUMA

Arslanlar!..
– Bugün Türklere şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

– Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allaha hamdü şükür eylerim. Allahın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devletinin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

– İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkalede, ikinci vakayı burada görüyoruz.

– Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulviyatta, semevatta kızıl kanlarla uçuşurken, gazilerimiz de gelecekteki zaferlerimize gözcü olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
29 / nisan / 1916- Bağdat

(Taylan Sorgun, Halil Paşa; İttihat ve Terakkiden Cumhuriyete Bitmeyen Savaş kitabından)

İngilizlere Göre ise Kut yenilgisi “1842deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet”ti.

Birinci dünya savaşında Irak cephesi, Kut ul Amare zaferi gibi bir destanın yanında ölümsüz dostlukların, yiğitlik hikâyelerinin, nice kahramanların unutulmayacak öyküleriyle de doludur. Süleyman Askeri bey, Halil Paşa ve daha binlerce isimsiz kahraman askerimizin yanında, tarihimiz içinde özel bir yeri olan kahramanlar da vardı.

Bunlardan biri şeyhlerin şeyhi lakaplı Uceymi Sadun paşaydı.

Uceymi paşa, Irakın işgaline karşı direnişlerin olduğu her bölgede çöllerden bir rüzgarla ortaya çıkar düşmana bir hışımla saldırır, oradan diğer bir çatışma alanına atını sürerdi.

Uceymi Sadun Paşa, bütün Arap yarımadasında, özellikle Irakta asalet, cesaret ve servetleriyle ün salmış büyük bir Arap ailesinin oğluydu.

Uceymi Paşanın Irak cephesindeki mücadelesi adeta efsaneleşmişti.

İngilizlerin Kut işgali sırasında Trabzonlu Binbaşı Adil Beyin komutasındaki Türk kuvvetleri sıkışıp kalmıştı. İngilizlerin tam ortasındaydılar. Karargahla irtibatları kesilmişti.

Çaresizlik içinde savaşa savaşa ölmeyi bekliyorlardı.

İşte tam bu esnada beklenmedik bir şey oldu. Birkaç yüz kişiden oluşan birliğin başında, sade kıyafetleriyle bir çöl şahinini andıran bir savaşçı İngiliz kuşatmasını yararak onları kurtardı.

Bu şahlanan atın binicisi Uceymi Sadun Paşa idi. Tam zamanında yetişmiş ve düşman ateşi altındaki Türk birliğini kurtarmıştı. Düşman süvarileri Uceymi Sadun Paşanın bu hücumu karşısında şaşkın bir vaziyette geri çekilmişti.

Uceymi Sadun Paşa, Irakın bir ucundan öbür ucuna at koşturuyor, İngilizlerin ileri karakollarına düzenlediği baskınlar, Irakın her yerinde ses getiriyordu.

Uceyminin direnişi karşısında İngilizler, ünlü casusları Lawrencei devreye soktular

Lawrence, bazı Arap aşiretlere verdiği rüşveti Uceymiye de teklif edecekti. Şerif Hüseyinin oğlu Abdullahı Şeyh Uceymiyle irtibat kurması için görevlendirdi.

Emir Abdullah, kendisine verilen bu görevi, Uceymi Sadun Paşanın böyle bir teklifi kabul etmeyeceğini biliyorum. Abes olur! diye reddetmek istedi. Ancak, babasının ısrarıyla temasa geçti.

Uceymi Sadun Paşa, Abdullahın gönderdiği elçiye insanlığa ders niteliğinde bir cevap verdi:

O hain elime geçmesin. Bir insan sadakati bilmeyebilir. Fakat kendi ihanetini başkasında düşünmesi için bir sebep lazımdır. Ona bir gün böyle bir teklifi bana yapabilme cesaretini nereden bulduğunu soracağım.

İngilizler Türklere ihaneti karşılığında ona Irak Krallığını teklif etmiş ama şeyh Uceymi bu teklifi sert bir şekilde reddetmekle kalmamış, savaş boyunca Irak cephesinde, savaştan sonra da Urfada milli mücadeleye katılarak işgalciler için yaman bir düşman olmuştu.

Birlikleriyle Anadoluya çekilen Uceymi, yolda konakladığı Musulda gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Musula İngiliz bayrağı çekilmişti.

Uceymi paşa, Musula kadar çekildikleri tarihlerde, Musuldaki birliklerde İngiliz bayrağını görünce Atatürke bir telgraf yollar. Biz buralarda savaşı kaybetmedik ki, niye İngiliz bayrağı asılı diye.

Mustafa Kemal, Şeyh Uceymiye şöyle bir telgraf gönderir:

İslam aleminin iki gözbebeği olan Türk ve Arap milletlerinin ayrılması iki tarafta da zafiyetlere sebep oldu. şanlı bir halde buna karşı el ele vererek hürriyet ve istiklal uğrunda mücahede eylemek bizler için farzdır. Düşmana karşı yapmış olduğunuz mücadelede sizin her zaman destekçiniz olup yanınızdayım.

Iraktaki 150 bin dönüm toprağını bırakarak 1920de Mardine gelen Uceymi Paşa, Genelkurmaya başvurarak, Kurtuluş Savaşında adamlarıyla birlikte Fr…

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar