Medeniyet Tasavvurumuz ve Ümmet Bilinci

Dış İlişkiler Birimimiz tarafından bu sene Gaziantep Bülbülzade Vakfı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Yeryüzü Gençlik Uluslararası Öğrenci Buluşması’na ülkemizin 20 ilinde okuyan ve 40 ülkeden gelen 230 üniversite öğrencisi katıldı.

“Bizden Sonra Gelecekler için Gelme ve Öğrenme Yolları, Neyi Nasıl ve Neden Yapmalı? Derdimiz ve Neşemiz” başlıklı “Workshop Çalışmaları” ile sona eren ilk gün etkinliklerinin ardından, öğrenciler gece Bülbülzade Vakfı gönüllüleri tarafından evlerde misafir edildi.

Programın ikinci gün etkinlikleri 16 Aralık 2018 Pazar günü yapıldı. İkinci gün etkinliklerinde Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir tarafından “Medeniyet Tasavvurumuz ve Ümmet Bilinci” başlıklı bir hasbihal gerçekleştirildi.

Alak Suresi’nin ilk ayetlerini okuyarak sunumuna başlayan Aldemir şunları dile getirdi: Rabbimizin Kur’an mümininin ilk ayetlerinden olan buyruğuyla sözlerime başlamak istiyorum.İkra diye başlayan bizlere bir duruş,bir düstur, bir yeniden insanlığın varoluşuna çağıran okumayı,yazmayı,öğrenmeyi anlatan düsturlarıyla Rabbim günümüzü hayretsin.
Allahucelal bu Alak suresinin ilk ayetlerinde bizlere şöyle seslenir : ” Oku yaratan Rabbinin adıyla insanı bir yumurta hücresinden yaratan oku çünkü Rabbin sonsuz Kerem sahibidir.İnsana kalemle yazmayı kullanmayı öğretti.İnsana bilmediğini belleten O’dur.Gerçek şu ki, İnsan fütursuzca azar ne zaman kendini yeterli görürse veya kendini dev aynasında görürse oysa herkes eninde sonunda Rabbine dönecektir. Kendini yeterli gördüğü anda insan yardım almamaya kendi başına hayatı yaşamaya kendisini zorlar.İnsanın kendi başına yaşaması,bazı kararlarını kendiliğinden vermesi elbette ki çok
kıymetlidir.Fakat yardım alarak,insanın kendi kavramı içerisindeki ünsiyetten gelen o birliği beraberliğin insanın insanla ünsiyetiyle başladığını hepimizin bilmesi gerekir.
Hele de sizler gibi,okulla kitapla kalemle akademia ile tanışan gençlerimiz ; bir şeyler yazmaya , bir şeyler okumaya , üretmeye veya yarattığını zannetmeye başladığı zaman O yaratan Rabbinin adıyla düsturu maalesef son yüzyılda da özellikle pozitivizm ile beraber insan her şeyi yaratıcısı görmeye başlar.Özellikle İmam Gazali’d ekibrin ilk olarak başlangıcı ilimle başlar, insan bildim zanneder oldum zanneder ve olgunlaştım zanneder oysa olgunlaşmanın paylaşmaktan geçtiğini eksik olduğunu bildiğini bilmekle başlar.
İnsan eksiktir,insanın eksikliğini Rabbulalemin verdikleriyle tamamlar eksiksiz olan noksansız olan her şeyin maliki,mülkü Allah’tır. Bu düsturu yerli yerine koyduktan sonra ilim sadece kalem değildir,kitap değildir,akademik bilgi değildir.Sadece okumak da değildir. Eskiler onun için ilim kendini bilmektir diye söylemişler.Kendini bilmek,coğrafyayı bilmek,tarihi bilmek,arzın üstünde ve altında olanları bilmek neyin üstünde yürüdüğümüzü nasıl bir gökkubbe’nin galaksinin içerisinde yaşadığımızı bilmekten geçer.Bunların
hepsine şahit olmayabiliriz,Allah’ın bildirmesiyle peygamberin bize ulaştırmasıyla ve oradan bize açılan kainattaki kapılarla biz kendimize yeni yollar,yönler ediniriz.İnsan bir başkasının ve diğer insanların istişaresine,yol göstericiliğine,dostluğuna,arkadaşlığına her daim ihtiyaç hisseder. Bundan dolayı ulusların,toplulukların, ailelerin git gide içine çökerek bencil bir insana dönüştüğü bu çağda rengarenk kırka aşkın ülkeden siz kardeşlerimizle birarada olmak hakikaten tam da sorumuzun cevabını birlikte vermek oldukça anlamlı ve manidar bir durum.

Neden manidar?Çünkü burada Yemenli kardeşlerimiz var.Yemen bizde büyük bir umut ve sonrasında büyük bir acı.Hz.Peygamber Yemen’i anlatırken Yemen, imandır der,Yemen insanlığın ata’sıdır der.Ama Yemen’le ilgili ne türküler ne ağıtlar son yüzyıldır hele de şu son günlerde içimize bir acı olarak yüreğimizi dağlamaktadır. Çocuklar açlıktan ölüyor,insanlık paramparça ve bu acıyı iman olan Yemen’ yaşatanlar kendini İslam coğrafyasının bir parçası olarak sayan ama ümmeti değil kendi İslam anlayışını siyasal iktidarlarına basamak yapan içimizden zulme yeltenenlerden başkası değildir. Onun için yeniden okumak,yeniden anlamak ve buradan Libya’daki parçalanmışlığımızı konuşmak hakkikaten Allah’ın o çöl kumlarının içerisinde her şeyi var ettiği o toprakta bugün insanlar birbirini katlediyor. Bu elbette ki son günlerin hikayesi değil,Mısır başka bir acı,Mısır medeniyetlerin kesiştiği yerken bugün Müslümanların darağaçlarına sıra sıra dizildiği bir coğrafyaya dönüştü. Somali bulunduğu konum olarak coğrafyadaki bulunduğu yer ve tarihi olarak ayrı bir değeri ve anlamı taşırken ne acıdır ki korsanlığın ve birçok gayrimeşru işin ocağına dönüştürülmüştür. Diğer taraftan Irak,bir dönem Bağdat’taki Dünya’nın ilmin başkentine dönüştüğü İslam medeniyet tasavvurunda Medeniyetler Şehri diyebileceğimiz her dinden,her kültürden insanın güven içerisinde yaşadığı,kimsenin diline,dinine dokunulmadğı,kütüphanelerdeki kitapların sadece fihristlerin yüzlerce cilt olduğu; Irak,Bağdat bir dönem yakılan kütüphanelerin mürekkepleriyle kirlenirken şimdi kanımızla sulanıyor ve oradaki acı coğrafyaya yayılıyor. Afganistan,bir dönem güvenin hakikaten yeryüzünün güven dağlarını oluşturan insanlığa medeniyetlere beşiklik ederken bugün modern çağın bize dayattıklarına karşı kurduğumuz ” İslam Devleti”ni yürütemediğimiz için sen ben kavgasıyla bugün eroin tarlalarına dönüşmüş durumda.İmanın emanındanöte, müslümanın birbirine korku saldığı ve coğrafyayı sömürmeye gelenlerinse bizi birbirimize kırdırdığı bir yere dönüşmüştür.

Arakan,sürgünün isimsiz acıların birbirine karıştığı yerdir.İnsanların birbirini parçalayarak,evlerini yurtlarını yakarak kendilerine bir yaşam alanı açmaya çalıştıkları bir yer.. Bu acılardan son yüzyılda,Güney Afrika’da yaşanılan ırkçı,Afrika’dan Batı kıtasında yaşanılan sömürgeci son iki yüzyılda yaşanılan köle ticaretiyle adeta insan kaçakçılığı için limanlar kuran emperyalistler bizleri yerlerimizden,yurtlarımızdan,yaşam alanlarımızdan bir yerlere sürükledi. Bu acılar bizim başımıza niçin geldi?Neden İslam Coğrafyası?Başı sıkışanların Müslümanıyla,Ermenisiyle,Süryanisiyle , Hristiyanıyla kendi ülkelerinde zulme uğrayanların adalet için başvurduğu bu coğrafyalar bugün neden bu halde? Hepimiz bunun cevabını aramak ve buna anlamlı bir yanıt vermek için bir arayış içerisindeyiz. Bu arayış içerisinde kendimize bir misyon biçmekteyiz,bizim nereden geldiğimizi nereye gittiğimizi bir yerlere doğru bir şekilde buluşturmamız gerekir. Kitaba uymayan halk tabirinde de bir sözümüz vardır; ” Kitaba uymayan,deftere de uymaz.” Biz kitaptan koptuk,onun için tuttuğumuz defterler bizi birleştirmedi ve hakikatle buluşturmadı. Bir yolunu bularak meseleyi hallederim yaklaşımları,bizim bulacağımız yol Allah’ın ve Resulunun bir ümmet olarak bize çizdiği Darülislam’ın evrensel adeta sınırsız şefkatinin ve merhametinin içinde.Bundan dolayı adeta bir yaprağın rüzgarda savrulmasını engelleyen şey bir daldır. O dalın bir ağaç gövdesine o gövdenin de bir köke bağlı olması gerekir.Her biriniz her bir ayrı kıymete sahip bir yaprak ve kendi aşiretimiz milli ulus devletleri içerisinde bir dal olarak var olur ama bir gövdeye ve oradan da bir köke dair bağımız koparıldı.

Tam da bu süreçte özellikle bizlerin yaşadığı son modern dönemdeki ulus devletler Batı’nın yönetim sistemleriyle insanlık hala bölünmeye devam ediyor. Hedefleri Dünya’da bine yakın devlet oluşturmak küçük kabileler, aşiretler ; Irak’ı bölmek Suud’u, Suriye’yi gibi. Bizlerin önüne koydukları başardık idealleriyle bizleri küçük mutlulukların içerisinde büyük tutsaklıklara mahkum ediyorlar. Bundan dolayı sınır, insanla insan arasına çekilen duvardır.40 ülkeden bahsediyoruz kaç sınır aşarak geliyoruz ve bu sınırlar bizim aramıza çekilmiş duvarlar birbirimizi ötekileştiriyor. Sınırların bittiği yerde bizde biteriz onlar başlar hemen yanı başımızda Suriye sınırı var.Biz sınırın öbür tarafına geçemiyoruz bizi öyle inandırmışlar ki ‘’onlar’’ diyoruz. Oysa aynı ailenin insanlarıyız,aynı tarlanın, aynı coğrafyanın insanlarıyız, aynı derenin adeta akarken balıklarıyız. Kuşlar kadar, balıklar kadar insan kendini özgür bırakmadı. Kendimize sınırlar ,duvarlar örmüşüz. Bu duvarların içerisinde anlam arıyoruz sürekli. Ortadoğu Afrika’da,20.yüzyılla beraber birliğimizi parçalayarak ulus devletlerin ortaya çıktığı ve bunlarında büyük bir kurtuluş mücadelesi olarak bize sunulduğu bir tramvayı yaşadık .Bu ümmet yaklaşımının sınırı yoktu orada değer, adalet, kimse dilinden ırkından dininden dolayı ötekileştirilmezdi bunun kıymetini bilemedik. Bunun yerine içimizdeki o vahşi tarafı besleyerek ulus devletlerin şu anda burada sorsam hepimiz gerekçeleriyle çok iyi izah edecek kadar da kurgu bir tarihe sahibiz .Bu sınırların anlamlarını da bize sonradan kurgulanan tarihle sınır olgusuyla öğretildi. Elbette ki tarihte sınırlar vardı Roma sınırları, Çin Seddi gibi bunlar bugünkü kadar acımasız değildi.
Bunlar bir kısım toplumları ‘’tarım toplumu Çin’’ gibi bunlar bazı toplumları korumak için çizilmiş sınırlardı.

Roma’da kendi dışındaki bir kısım barbarlıklara karşı korunmak için oluşturulmuş. Sınır taşları bile yoktu sınır boyları vardı oralar daha serbest alanlardı. Ama bugün öyle bir sınırla, öyle bir parçalanmışlıkla karşı karşıyayız ki birinden diğerine pasaport ile geçmek bile neredeyse mümkün değil aslında o bizim ailemiz hele Afrika’ya gidin aynı coğrafya. Ama birçok neden konmuş birbirine en yakın olanları birbirine en uzak düşürülmüş. O kadar çok hikaye uydurulmuş ki, Türkmen ile Türk arasına, Kürt ile Laz arasına, Afrika’daki kabileler arasına, Ortadoğu’ya, Asya’ya ve Balkanlar’a. Hala bölünüyoruz hala bu bölünmenin gerekçeleriyle bölgesel olarak da küçük küçük gerekçeler oluşturuyoruz. İşte bu bölünmüşlüğün içerisinde ,bu modern zamanda hiç olmadığı kadar tarihte bir vatan kavramı oluştu. Bir ülke bilinci, bir millet ırka inen bir milliyet bilinci. Tarihte böyle bir bilinç yok kabile, aşiret, şehir, sen ben ayrışması başladı .Biz hepimiz Adem’in çocuklarıyız tanışalım konuşalım bilişelim diye kabilelere ayırmışken Allah’ın o tanışalım bilişelim konuşalım diye ayırdığı şeyin içerisinde asla coğrafi ayrılık yoktu.
Coğrafya insanların hayatlarını idame ettirmek için bir toprakken bugün onun için birbirimizi öldüreceğimiz sürgün edeceğimiz bizi nesne onu özne haline getirmiş. Ne kadar acı bir süreç ve bu ulus-devlet sürecinde adeta ikonlar ürettik modern çağda işte vatan kavramı bunun için bin can feda ettik insan toprakla mı var oldu? Evet topraktan var oldu ve yetmedi sınırlar koyduk. O sınırlara öyle sınır kapıları yapıldı ki bakıyorsunuz bu tarafta Türk sınır kapısı karşı taraftan Yunanistan diyelim ikisi de aynı. Bir tarafta bu tarafın ikonlarının resimleri, öbür tarafta öbürünün. Biri Laik Cumhuriyet biri İslam Cumhuriyeti. O kadar kendimizce bu kavgadan pay haline getiriliyoruz ki. Sonra bunları korumaya çalışıyoruz bunların anlamının anlamsızlığına değer atfetmeye bunun için o koca insanlık tarihini ,insanlık göçlerini, yürüyüşleri bir tarafa bırakıyoruz oysa Hz. Peygamber’in özgürlük
muştusu olarak anlattığı güven olarak anlattığı neydi? Bir atlı ,bir süvari, bir kadın güven içinde seyahat edecek. İnsanlar o Rabbine karşı insanlığını ikame etmek için insanlığın önüne konulmuş her engel bir puttur yıkılmalıdır. Gidip sınırları ortadan kaldıralım demiyorum ama bunları anlamsızlaştıracak her türlü zihniyet devrilmelidir. Ortak çalışmaları adeta yeryüzü gençlik dediğimiz bu muştuda olduğu gibi biz bizden öncekilerin bizim etrafımızda ördüğü bu duvarları, bu sınırları dilimiz , tenimiz ve hatta dinimiz ne
kadar farklı olursa olsun tanımıyoruz diyebilecek bir çabayı bir içi dolu ihtiyaçları karşılayan çabalara ihtiyaç var. Bütün sınırlar insan yapımıdır Allah insanlarla insanlar arasına, coğrafyalarla coğrafyalar arasına sınır koymamış. Ve hatta demiş ki; ‘’Yeryüzüne yerleştiğimiz dağların arasından dahi siz birbirinize ulaşasınız diye geçitler yollar vad ettik’’. Bu kadar açık, bütüncül bir sorumluluk alanına sahipken bugün Müslüman kitleler bu sınır kavramı içerisinde özellikle Batı’nın bizi böl, parçala ,yönet düsturuyla bakın kendiler birliğin peşindeyken biz daha fazla bölünmek ile özgürlüğümüzü kazanacağımızı söylüyoruz ve bunun için canımızı ortaya koyuyoruz. İşte bunun için bizim medeniyet tarihimizde Darülislam vardır, Darülislam’ın sınırları insanlığın olduğu her yerdedir , bir tel örgüsü, bir duvarı, bir sınır kapısı yoktur. İnsanın olduğu her yerde insanın ihtiyaç duyduğu her şey ona ulaştırmak adınadır. İnsanın Rabbiyle arasına giren varlıkları ortadan kaldırarak insanın kendisine bahşeden onu insan kılan lütfettiği aklıyla iradesiyle yüreğiyle öğretilmiş bugüne kadar nakledilmiş peygamberleri vesilesiyle gönderilmiş insanlık tarihine örnek olarak ortaya çıkmış tüm bilgiyi önüne koyan insanın bunları değerlendirmesi önündeki tüm engelleri kaldırmaktır Darül islam’da yaşamak.

Onun için her şey ayan beyan ortaya çıktıktan sonra Rabbülalemin Bakara suresi 255.ayet içeriğinde de hepimiz okuruz .Allah kendini anlatır bu anlatım içerisinde bu özgürlük içerisinde her an bizi kuşatan o varlık o ilahi tasavvurdan sonra artık insan özgürdür. Dinde zorlama yoktur dileyen bu özgürlük içerisinde Rabbinin yolunu seçer,dileyen kendi yolunda yürür ama bir hesap vardır bir karşılaşma günü vardır o gün insan kendisinin önüne serilen nimetlerden, imkanlardan zerre kadar hayırdan ve şerden hesaba çekilecektir. Bizim bu gerçekliğin içerisinde bu sorumluluk bilincinin içerisinde Darülislam içinde çokluk taşıyan o farklılıkları asla tehdit görmeyen o her farklılığı İslam’ın zenginliği gören yaklaşımı yeniden insanlıkla buluşturmamız gerekir. Allah-u Teala sizleri kabilelere ayırdığım dediği sizleri dillere ayırdığım dediği renklerimizle çeşitliliğimizle bir sembolümüz olabilir. Ama bu modern çağ hep farklılığımızla birbirimizi vuruşturarak bizi ötekileştirmenin çabası içerisinde.
İşte bu yeni durum dini temelde de millet anlayışını aslında etnisite millet kavrayışının temellerine dayanan ulusa dönüşmesidir. Bakın bir milletler var onun altında kabileler, ırklar bir yerde de uluslar var. Hatta bir ulus bile bulamamış bazen bir ulus yaratmaktan bahsedilmiş. Yeniden bir ulus milliyetçiliği ve buna dair romanlar ,kitaplar ,şiirler, hikayeler buradan tarihe yolculuk ederek kahramanlıklar mitler oluşturulmuş. Bunların birçoğu kurgudur, bunları ortadan kaldıracak şey birliğimizdir, farklılıklarımız sadece bir kendimizi tanımlamadır. Ülkeler de, topraklarda böyledir. Farkı olan tek şey üzerinde yapılan hareketlerdir. Ama bu topraklar için döktüğümüz kanlar orayı kutsal yapmaz. Onun için herkesin yaşadığı yer kendisi için kıymetlidir çünkü anısı vardır. Bu sınır işaretleri bizi birbirimizden ayıran bu illüzyonlar modern çağın aramıza koyduğu bu sihirden
kurtulmanın yolu yeniden ümmet bilinci tasavvurundan ulaşmamız gerekir. Tarihin yeniden yazılmasıyla bunlar anlamlarını, tarihlerini, yeniliklerini önümüze koymaktadır.

Bizlerin yerelliği elbette ki kabilemizin kültürünü bileceğiz, aşiretimizden haberdar olacağız, kendimizi bileceğiz ama bunların hepsinin bir araya gelişinden özellikle yeni tasavvurumuzun tarihimizin yürüyüşümüzü yeniden anlamlandırmamız lazım. Bunun için bu anlamsız kavgaları Kuzey Afrikalı bir kardeşimizle Endonezyalı Müslüman bir kardeşimizin
İslam ümmeti kavramı içerisinde yeri ayrıdır. Hiçbir farkı yoktur ,tıpkı Hz .Peygamber’in Arap’ın Acem’ üstünlüğü bu tarağın dişleri gibidir. Üstünlüğümüz takva’dır, insanlık için yaptığımızdır, varlığımızla yaşaığımız topluma kattığımız değerdir. Düşünün; insanlık için napıyorsunuz, ne kattınız,hala bir tüketen misiniz, neyin peşindesiniz, kendinizi
anlamlandırabildiniz mi? Yoksa sadece işim olsun mu, maaşım olsun mu? Bu insanın tarifini
karşılamıyor. Bu bağlamda Müslüman birliği fikrine dayanan Ümmet kavramıyla, insanlığı ayrıştıran Müslümanları ayrıştıran ulus sistemi arasında karşılaştırma yaparsak bakın karşımıza neler çıkıyor. Ümmet demek şu demek bağlılığı teşvik eder. Ulus’ta ise ırka kavime bağlılık teşkil eder yani sen değerinle yoksun öteki üzerinden varsın.
Yine de ümmette şeriat vardır, adalet vardır; ulusta ise, yasallaştırılmış o kavmin egemenliğiyle öne çıkan yasalar vardır. Ümmet de meseleler tevhid inancına dayanır, her şey çokluktan birliğe götürülür. Birlik içerisinde bir olan Allah’tır ve yarattığı çokluk muhafaza edilir. Vahdet budur vahdet benim sana dönüşmem demek değildir.Sen ben gibi davranma değildir.Yapay övünmeleri ümmet ortadan kaldırır.

Ulus da ikonlara tapınır,ümmette ise bunlar anlamsızdır.Bunlar için insan insana zulm etmez. Ümmet de evrensel kardeşlik fikri en önemli değerdir ulusta ise insanlar arasındaki evrensel bağlar zayıflatılır. Müslüman dünyayı bir ümmet içinde ele almak esastır. Bunlar için bizim Kuranı Kerim’in önümüze koyduğu biçimsel sınırların meşruiyetine meydan okuyan bir kitaptır aslında. Sınırların hepsini ortadan kaldırmak için. Kula kulluktan Allah’a kulluğa, insanla Rabbi arasındaki her sınırları ortadan kaldırmak istediği için engellerdir. Bundan dolayı Kuran’ı Kerimi teşvik etmek üzere insanların karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları, kaynaşmaları teşvik edilir. Aslında kabilelerin aşiretlerin ayrışıp birbirleriyle amansız savaşlar ettiği Arap yarımadasında peygamberimiz köleyi efendiye kardeş ediyor. Medine’ye geliyor Ensarları muhacirleri evlerinde misafir ediyor. Biz istedik ki bunlara küçük bir dokunuşu olsun. Bizim sınırlarımız yok değil. Manevi, ahlaki, etik sınırlarımız vardır. Allah-u Teala der ki; Malik olmadığınıza elinizi uzatmayın, burada bir duvar yok manevi bir sınır var.

Sizin bakmanıza haram kılınana bakmayın der. Sınır budur onu insanın içine koyar. İnsan her gittiği yere o sınırı götürür .O bir duvar değildir ,o ahlaki bir asalettir.Sınırı olmayan insan gökdelende de yaşasa barbardır.Onun hayatından öteki yoktur,o kullanılması gereken,sömürülmesi gerekendir kendi vardır ve diğerlerinin tamamı onun için yaratılmıştır.Münevver insan manevi sınırları olan insandır. Ara sıra ulusçuluğumuz tutmuş olmuştur. Bu ulus eğitimi ilkokullarda verilmeye başlanır, andımız ile başlarız.
Biz Ermenilerle bile birlikte yaşamışız hala beraberiz, milleti sadıkadır. Darülislamın amacı budur insan bir vesile arar ki insanlığını kazansın. Elbette ki bir kısım hatalarımız,arızalarımız olacak. Sahabenin sahabeye sen esmersin dediği gibi ama
sonra kapısına gidip Bilal’ın kafasını koyup ‘’ ben seni incittim deyip bu yüze basmadan Ya Bilal ben başımı kaldırmam!’’ diyor.Bilal diyor ki ‘’ Bu yüz öpülür,bu yüze basılmaz ’’ diyor.Bu bizim sınırlarımızın ahlaki değerlerimizin,ümmet bilincimizin yansımasıdır.Birimizin siyah öbürümüzün beyaz olmasının ne anlamı var? Bunlar sadece dış yüzeydir,insanı buna indirgeyemeyiz. Ümmet tasavvurunun kaldırılmasıyla beraber bizi birarada tutan o dış çerçeve yok oldu adeta Müslümanların bedensiz organlara dönüşmesi sağlandı. Yeryüzü gençlik bu birliğin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bizler bu etnik kimliklerden bu ulusalcı yaklaşımlardan ve bizi birbirimizden ayıran bu son yüzyılın birçok sıkıntısından kurtulmak,yeniden ulus devlet sınırlarını ayrıştırıcı fenomenlerinden kendimizi kurtarmak
için iyi bir okuma programımızın olması gerekir.Ama ümmet tasavvuruyla okuyacağız.

Medeniyetin Doğu’su – Batı’sı olmaz insanın fıtratıyla,kainattaki tevhid ile çelişmeyen her şey insanlığın ortak malıdır. Bunları bir basamak yapıp yürüyüşümüze devam etmek gerekiyor.Bunun içinse bize çok ciddi sorumluluklar düşüyor.Okumak gibi.Kitap bize yeni dünyaların kapılarını açar,önümüzde yollar açar hele ki şu ulus devlet sürecinde sınırları aşar. Duvarları kaldırır bizi adeta özgürleştirir. Bir şeyleri yapın bir şeyleri değiştirin hayatınızda bir şeyler anlamlı olsun.Kendinizi,zihninizi bu çerçevede değerlendirirseniz kendi çizdiğiniz yolda ilerlersiniz. Okuyarak. Kitap bir zaman makinesidir nereye gitmek
isterseniz oraya götürür sizi. Bahsettiğimiz manevi sınırlara göre kendinize bir ahlaki ,etik sınırlar koyun. Ondan sonra da bir hedef koyun ve bu hedefe doğru okumalar yapın.
Sorumluluklarımızı yerine getirirken birbirimizle irtibatlı,teşkilatlı,birlikte iş yapma kültürümüzü tüm bu ayrıcalıklara rağmen,aramızda örülmüş sınırlara rağmen kendi sınırlarımızı ahlaki değerlerimizi koyarak çabalamamız gerekir.Bunun için bizi bir arada tutan değerlerimiz olmalı. Modern dünyanın insanı çıkarın olmadığı yerde yoktur.Bizi anlamlı kılan değerlerdir,onlar için yaşarız ve onlar için ölürüz.Ama son dönemde değer diye dayatılanlar değildir.Aramızdaki bu kardeşliği,bu çalışma kültürünü,bu paylaşımı daha da geliştirmemiz lazım.Bu halkaya daha fazla genci katmamız gerekir. Bunun için gönlümüzü geniş tutmamız lazım,bir şey paylaştıkça azalmaz.

Gönlü geniş insanlar dünyanın geleceğinde söz sahibi olur.Paylaştığınız şey sizindir.Bu paylaşımları bu işleri niçin yaptığımızı da artık önümüze koymamız gerekir özellikle 1980’lerden sonra iki kutuplu dünyanın çökmesiyle beraber Batı’nın ulus devlet sınırları çatlamaya başladı,duvarlar yıkılmaya başladı. Bizi tekrar tekrar bölmeye çalışsalar da artık kendimizi,değerlerimizi bilerek bu gidişatı durdurmamız gerekir.Her zamankinden daha fazla özellikle enformasyonun, iletişimi ağlarının,seyahat imkanlarının daha fazla artmasıyla bu duvarları bu engelleri aramızdaki bu husumetleri kaldırıp güzellikleri paylaşmanın vakti çoktan gelmiştir. Ondan dolayı hikayelerimizi paylaşmak,ondan dolayı diğer insanlara umut haline getirmek,buralardan bir ufuk oluşturmak gerekir.Bunları yaparsak bu sınırlar anlamsız aramızdaki kavgaların illüzyondan başka bir şey olmadığını görürüz.Hakkın ortaya çıkması lazım batılın ortadan kalkması lazım.Bunun içinse Hakk’a inananların daha fazla çalışması lazım.Kendi yaşadığımız sorunları bile yazamazsak acıların bile gerçekliğini anlatamazsak bu meseleleri aşamayız.Biz daha fazla bizi kuşatan sorunların üstünde bir çabayı,irfanı ortaya koyarsak önümüzdeki ufuk açıktır ve buradan aydınlık bir geleceğin dünyadaki öncüleri olursunuz.Bir gün bu ülkeden gideceksiniz ama kendi ülkenizde buradaki biriktirdiklerinizi çoğaltmanız gerekir,paylaşırsanız çoğalır. Rabbim bizlere hudutlarımızı şekli olmaktan çok , ahlaki ve manevi olarak kurmayı bizlere nasip etsin.

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili yazılar